ANA SAYFA I BÖLÜM 1 I BÖLÜM 2 I BÖLÜM 3 I BÖLÜM 4 I BÖLÜM 5 I BÖLÜM 6 I KAYNAKÇA I ÖZGEÇMİŞ



BÖLÜM 3

GÜNÜMÜZDE İKİ KENT ÖRNEĞİNDE KİMLİK ÖZELLİKLERİ


    3.1. GÜNÜMÜZ KENTLERİNDE GENEL SAPTAMALAR
    " Günümüz kentleri " deyimiyle anlatılmak istenilen : Cumhuriyet döneminden zamanımıza kadar kent gelişimi açısından birşey kazanmamış; bunun yanında çeşitli etkilerle ilk oluşumundan ve yapılanmasından çok şey kaybederek , sıradan kentler arasına girmiş kentlerdir.
    Bu kentler genellikle;
    a) Sosyal yaşam ve düzen değişikliği
    b) Teknolojinin getirdiği değişiklik
    c) Fonksiyonel değişiklik
    gibi nedenlerle, eski düzenlerini unutarak yeni bir kent yaratmaya çalışırlar. Yeni oluşan bu kent; eski kenti yansıtmayan, ne çevreye ne topluma uyan kimliksiz bir kent olarak karşımıza çıkar.
    Günümüz kentlerinin karakterini belirleyebilecek sadece " Çekirdek " kısmı vardır ve bu ilk kuruluştaki kenttir
    Türkiye gibi binlerce yıllk kültür birikimini barındıran bir ülkede, bu tip kentlere rastlamak azdır diye düşünenler çok ta olsa, yanıldıkları bir gerçektir. Çünkü ülkemizde " gelişmek " adına kentler yanlış yönlendirildiklerinden; bu tip yozlaşmış kentlerimiz geleneksel kentlerimizden daha çoktur. Başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere pekçok kentimiz çeşitli planlamalara uğramış; bu değişik planlamalar ve uygulamalar sonucu kentler benliğini yitirmiştir.

    3.2. İZMİR VE ESKİŞEHİR ÖRNEKLERİNDE SAPTAMALAR
    3.2.1. İzmir Örneği
    Kuruluşu M.Ö. VIII. yy. a dayanan kentin adı " Amazon Ecesi " anlamına gelen " Smyrna " dan gelmektedir. Amazonlar yurtlarını genişletmek amacıyla nice kentler kurmuş; bunların herbirine de bir ecelerinin adını vermişlerdir ( Pitane, Myrina, Kyme, Gryneion, Efesos, Priene vb.).
    İzmir kenti:
    a) Ülkemizin tüm kültür birikimlerini bünyesinde toplayan
    b) Sosyal, ekonomik, kültürel ve politik sorunları kuruluşundan beri yaşayan
    c) Etnik nüfus yoğunluğu dolayısıyla belirgin bir nüfus karakteri taşımayan
    d) Ekonomik yapının ulaşım odağı
    olarak yurdumuzun en önemli kenti özelliğini halen korumaktadır.

    3.2.2. İzmir Kent Kimliği Belirleyicileri
    3.2.2.1. Kentin Fiziksel Yapısı
    Doğu-batı doğrultusunda uzanan sıradağlar, sıralarındaki çöküntü ovalar, akarsuların ağzından oluşan birikinti ovaları ve yer yer görülen volkan konileri, İzmir ilinin yeryüzü şekillerinin ana hatlarını oluştururlar.
    Kent kendi adı ile anılan ve Türkiye'nin en büyük körfezlerinden biri olan İzmir Körfezi'nin üzerinde bir kavis çizerek yerleşmiştir. İzmir'i limanının dışında nöyle devamlı yaşatan diğer önemli doğal faktör de zengin bir tarım hinterlandına sahip olmasıdır. Kuzey'de Menemen Ovası'nın yardımı ile Gediz Vadisi'ne; güneyde Meles Vadisi boyunca uzanan arazi ile Menderes Vadisi'ne açıldığından, bu zengin tarım alanlarını da egemenliği altına almıştır.
    İlin dağlık ve tepelik bölümleri volkanik kayalardan oluşmakta; yükseltilerin bir bölümü ise kiltaşı ve kumtaşı karışımından meydana gelmiş klişelerle örtülüdür. 1.197.300 ha. olan kentin, toplam alanının
    · % 42.9 unu Orman
    · % 41.8 ini Tarım arazisi ile çayır ve mera
    · % 15.3 ünü Yerleşim alanları, kayalık ve bataklık oluşturmaktadır.
    İzmir ilinin coğrafi konumu, kıyıların girintili-çıkıntılı ve sıradağların denize dikey durumda olması; yükseltilerin fazla olmaması, alçak ovaların alanlar kapsaması, il sınırları içinde hemen her tarafta benzer iklim özelliklerinin görülmesine neden olmaktadır. Akdeniz iklimi olarak bilinen; yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan bu iklimin, Ege Denizi'nin uzun sahil şeridinden kaynaklanan ılıman bir karakteri mevcuttur. İklim özellikleri nedeniyle kentte 4 mevsim belirgin olarak yaşanabilmektedir. Kentte şimdiyekadar ölçülen en yüksek sıcaklık 42.7 ºC (Ağustos), en düşük sıcaklık ise - 8.2 ºC (Ocak) olarak belirlenmiştir.
    İzmir ili dahilinde orman kadastrosuna konu 661 belde ve köy mevcuttur. Bu yerleşim birimlerinden 362 belde ile köyde orman kadastrosu yapılmuş olup; 299'unda yapılacaktır. Söz konusu yerleşim birimlerinde toplam 503.019 ha. orman alanı bulunmakta olup; 1992 yılı sonu itibariyle 356.774 ha. orman sahasının kadastrosu yapılmak üzere hazırlanmıştır. 1995 yılında 32 yerleşim biriminde ve 18.000 ha. orman sahasında çalışma yapılmıştır.
    İzmir kentinin yayıldığı alanlar birtakım dağ ve tepelerle kuşatılmıştır. Fakat, bu dağlar arasında yeralan ve geçilmesi kolay olan bazı alçak eşiklerin bulunması, kenti uzak çevrelerine bağladığı gibi; kente bağlı yeni gelişen mahalle ve semtlerin bu geçitler aracılığıyla birleşmesine olanak vermektedir. Nitekim Belkahve geçidi doğusunda Kemalpaşa ve ovası İzmir-Turgutlu yolu üzerinde 1970'li yıllarda kurulmaya başlayan ve bugün ise teknolojik açıdan gelişmiş, işçi çalıştırma kapasitesi yüksek en önemli sanayi kuruluşları yer almıştır. Güneyde ise Meles vadisini izleyen bir eşikten geçildiğinde de Gaziemir ve Cumaovası havzasına ulaşılır. Burada İzmir Büyük Kent bütününe Buca, Uzundere, Karabağlar ve Gaziemir gibi yerleşim alanları katılmış olur. Son yıllarda fiziki/coğrafi yapıyı da zorlayan yoğun gecekondulaşmaya rağmen, yine de İzmir'de fiziki/coğrafi yapı ile yerleşim alanları arasında bir uyum olduğu gözlenmektedir.

    3.2.2.2. Kentin Sosyo-Ekonomik Yapısı
    A)Demografik Yapı
    Günümüzde büyük kentlerin en büyük sorunlarından biri olan göç olgusu, İzmir'de kendini ilk olarak Kurtuluş Savaşı sırasında göstermiştir. Savaş sonrası ülkeyi terkeden 1.200.000 Rum'un, 150.000'inin İzmir'den göç ettiği; Yunanistan'dan Türkiye'ye ise 400.000 Türk'ün geldiği bilinmektedir. Bu durum kentte önemli boşalmaların varlığını ve önemli bir nüfusun yeniden yerleştirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Doğal olarak, bu koşullar altında, İzmir kentinin nüfus yapısı, yoğunluk değerleri ve gelişme eğilimleri de önemli değişmeler göstermektedir.
    1920'lerden 1950'lere kadar nüfus, önemli artışlar göstermemiştir. Bu olgu, ülkedeki genel kentleşme düzeyi doğrultusu ile büyük bir paralellik göstermektedir. 1950'lerde ülke ile aynı doğrultuda sıçrama gösteren nüfus artışı, 1970'lere kadar devam etmiştir.
    İzmir kentinin
    a) "Büyük Kent Bütünü" statüsüne kavuşması
    b) Alansal genişlemesinin yarattığı, gelitim nedenleriyle
    1985 yılında mutlak nüfus artışı değeri 669.556'ya ulaşmıştır.
    1990 yılı itibariyle ilin nüfusu 2.694.770 kişi olup; nüfus yoğunluğu 225 ve kırsal kesimden göç nedeniyle, nüfus artış hızı %3 civarında seyretmiştir. Nüfusun %79'u şehirlerde, %21'i ise kırsal kesimde yaşamaktadır. Kişi başına düşen milli gelir ise 4500 $ seviyesindedir.
    1997 yılında ise, nüfus artış hızı kent merkezleri içinde % 65.03, kırsal kesimlerde ise %34,97 olmuş (toplam nüfusa oranı); nüfus 3.114.859 kişi olmuştur.
    B) Sosyal Yaşam
    İzmir'de her türlü dini inanışa sahip insanı bulmak mümkündür. Gene de Müslümanlar kesin bir çoğunluğa sahiptirler. Ticari bir kent olması nedeniyle İranlılar'dan Yörüklere kadar da büyük bir serbestisi vardı. Müslümanlardan sonra en faal topluluk ise Hristiyanlar'dı. Sayıca en fazla olanlar ise Rumlar ve Ermeniler'di. Yani İzmir bir azınlıklar kentiydi.
    1908-1918 yılları arasındaki on yıllık süre içersinde İzmir'in kültürel kimliği, ekonomik yapısı ve fiziksel görünümü önemli biçimde değişmiştir. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarının tüm sıkıntılarına rağmengerçekleşen bu değişim, mütareke ve onu izleyen işgal yıllarında darbe almış, gelişme hareketi Kurtuluş Savasından sonra yeniden yapılaşma sürecine girmiştir.
    Kurtuluş Savaşı süresince yoğun tarihsel gelişmelere ve buna bağlı olarak toplumsal, ekonomil, kültürel ve siyasal yönlerden belirgin değişimlere tanık olan İzmir, bu savaşın bitiminde benzeri türde ve nitelikte etkilenmelere uğramıştır.
    Toplumsal yaşamı oluşturan yapılaşmalar daha ulusçu bir nitelik kazanmış, ulusçuluk kavramının yerleşip gelişmesine, bu da Türkiye nüfusu üzerinde etnik ve kültürel özdeşleşme sürecini başlamasına neden olmuştur.Bu süreç içinde Kurtuluş savaşı bitiminde İzmir içine ve dışına yoğun bir göç hareketi yaşanmış; söz konusu bu göçler kentte hemen her alanda tanık olunan kozmopolit görüntüyü parçalamış ve yerine Türklük kimliği çerçevesinde biçimlenmiş "ulusçuluk" kavramı gelişmiştir.
    İzmir içinde sektörler arası en büyük kullanım alanına konut alanları sahiptir. Çünkü ortalama hane halkı büyüklüğü giderek küçülmekte, bununla birlikte toplumsal yapıdaki hızlı değişim, nüfus artışına paralel olarak konut alanlarına gereksinimi arttırmaktadır.
    Değişik gelir seviyesindeki kentlilerin diğer yargıları ve davranışlarına göre çeşitli amaçlar için seçtikleri yerler, kent deseninin oluşmasında, ekonomik nedenler kadar önem taşırlar. 1950'lere kadar İzmir'de, nüfus artışında olduğu gibi konut alanlarında da büyük sıçramalar olmamıştır. Her nekadar yoğun bir gecekondulaşma olgusundan sözedilmekteyse de 1927-60 yılları arasında küçük çaplı gecekondu eğilimleri saptanmıştır.
    Kentte konut alanları MİA ve sanayi alanlarına göre konumlanmıştır. Kent (konut) deseni tu tekilde olutmuttur:
    1) Yüksek Gelir Grupları (Körfez çevresi)
    2) Orta Gelir Grupları (Eski mahalleler ve yüksek gelir grubu çevresi)
    3) Alt Gelir Grupları ( Kent çevresi plan dışı alanlar)
    C) Ekonomi-Sanayi
    17.yy. başında İzmir'in Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir yere sahip olması, bölge ticaretini de olumlu yönde etkilemiştir. Dış dünyadaki siyasi ve ekonomik konjonktüre bağlı olarak İzmir'in dış ticaret gelişmeleri de zaman içerisinde farklılaşmıştır.1838 yılında başta İngiltere olmak üzere batılı devletlerle ticaret anlaşması yapılmış, serbest ticaret esasları konarak iç gümrük oranları yavaş yavaş kaldırılmıştır.
    1800'lü yılların ortalarında tarımsal alan Türk esnafının elindeyken; sanayi ağırlıklı üretim ve tüketim (dokuma, değirmen, maden ocakları) azınlıkların elindeydi.
    1927 yılında toplam İzmir ihracatının %94'ünü temsil eden 10 madde, 1928 yılında da en fazla ihraç edilen ilk 10 madde olarak yerini korumuştur. 1930'lu yıllarda tarımsal ürünlerin değerlendirilmesiamacıyla üreticilerin kooperatif ve birlik haline gelmesi çalışmaları yoğunlaşmıştır. Sınai karakterdeki ilk kuruluşlar ise 1927-35 yılları arasında ortaya çıkmıştır.
    2. Dünya Savaşı sonrasında yeni bir döneme giren dünya konjonktürü ülkemizde de daha liberel bir düzenin gelişmesine yol açmıştır. Demokrasiye geçiş ile özel kesimin ön plana çıkmak için yaptığı çalışmalar kentte yoğunluk kazanmış; sanayi ve ticaret kesimin oluşturan işadamlarının etkinlik ve becerilerini ortaya koyabileceği bir çalışma ortamı doğmuştur.
    İzmir bir ticaret, özellikle de ihracata yönelik bir merkez olma niteliğini planlı dönemde de korumuştur. Bu dönemde sanayi ürünleri arasında pamuklu mensucat ilk defa 1968'de, deri giyim eşyası ve çimento 1970'de ihraç edilmeye başlamış, yıllar itibariyle de bu ürünlerin ihracatında büyük gelişmeler görülmüştür.
    İzmir kentinin sanayi yönünde bundan sonraki gelişimini şöyle sıralayabiliriz:
    1) 1972-79 => İstihdam yapısında değişiklik yok. Tüketim malları grubu, sanayinin ana istihdam alanı olmuştur.
    2) 1980-90 => İhracata dayalı büyüme stratejisi (2. İktisat Kongresi)
    3) 1990'lı Yıllar => Özel girişimciliğe dayalı sanayi sektörü
    (542 özel, 19 kamu)
    Sahip olunan hammadde kaynakları, nitelikli işgücü, iç ve dış piyasalara yakınlık, ulaşım olanakları İzmir'de sanayinin gelişmesine olanak vermiştir. Kent günümüzde İstanbul ve Marmara yöresine alternatif bir sanayi merkezi olmuştur.

    3.2.2.3. Kentin Kültürel Birikimi , Yapısı
    Günümüzde Türkiye'nin üç büyük kentinden biri olan İzmir'in tarihsel gelişim süreci içersinde dikkati çeken önemli kültür, sanat ve ticaret merkezlerinden biri olmayı sürdürdüğü görülmektedir.
    İzmir'de yaşayan yabancıların ve buraya yerleşmiş Levantenler'in yaşamlarının son derece rahat, özgürlüklerinin neredeyse sınırsız olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanında gerek yabancıların gerekse Türkler'in adet ve alışkanlıklarında benzerlikler, törelerde ortak özellikler görülmektedir.
    İlk demir ve karayollarının açılması, kordonboyu rıhtımının yapılması, idadi, darulmuallimin ve sanayi okullarının açılması, itfaiyenin kurulması,basın etkinlikleri, kağıt yapımevlerinin yanısıra özel gazeteciliğin başlayıp gelişmesi 19. yy. kültürel eserlerinden en önemlileridir.
    Kentte tarihsel gelişim içinde birbirinden oldukça kopuk bir yaşam biçimi içinde olan, çeşitli toplumlarda oluşmuş, mozaik bir yapı varlığı dikkati çeker. Bu nedenle tek ve ortak alışkanlıklar ile geleneklerden söz etmek güçtür. Kentteki yabancı kökenliler ortak yaşam sonucunda Levanten (Frenk) adı altında genelleştirilen kimliğe bürünmüşlerdir. 19.yy. ın ilk yarısında İzmir'de bu grup içinde dini misyon etkinliklerinin yoğun olduğu görülür. Türkler ise farklı dünya görüşleri ve inançları nedeniyle,bu kesimle aile düzeyinden çok ticari amaçlı ilişki içindeydiler.
    Bu yaşam tarzına bağlı olarak kentte, belli bir grupta günlük ilişkide birkaç dilin (Rumca, İtalyanca, Fransızca) aynı anda kullanıldığı da görülmektedir.
    19.yy. ın ilk yarısında görülen bu batı yaşam biçimine özenme çabası, İzmir yaşam biçimine abartılı, biçimsel, gösteriş ve rekabete dayalı bir özellik kazandırmıştır.
    Eğlence-moda gibi değerleri çabuk benimseyen İzmir halkı, sanat ve kültür akımlarına yeterince açılmamıştır. Varlığı ticarete dayalı bu toplumun, kültür alanında da eğitilmesi için girişimlerde bulunulmuştur:
    · Özel kişiler tarafından edebiyat salonu açılmış
    · Fransız Konsolosluğu'nun girişimiyle Bilim ve Sanat Akademisi kurulmuş
    · İngiliz ve Amerikalılar tarafından özel kulüp niteliğinde kütüphane-okuma odası kurulmuş
    1. ve 2. Meşrutiyet Dönemi İzmir için kültürel-sosyal uyanma ve gelişme dönemi olmuştur. 19. yy. da kültürel alanda yabancı etnik grupların üstünlüğü sonucu;
    · Her dilde çıkan gazeteler
    · Yabancı ve gayrimüslüm okulları
    · Kordonboyu eğlence yerleri
    kente neredeyse bir yabancı kimliği veriyordu. Bu koşullarda İzmir'de yaşayan Türk toplumunun kültür-sanat hareketindeki canlanması,basının ilk hareketleriyle başlamıştır (Vilayet Matbaası ve Gazetesi).
    1908-1918 yılları arasındaki 10 yıllık süre içersinde İzmir'in kültürel kimliği, ekonomik yapısı ve fiziksel görünümü önemli biçimde değişmiştir. Kurtuluş Savaşı bitiminde İzmir içine ve dışına yoğun bir göç hareketi yaşanmış; sözkonusu bu göçler, kentte hemen her alanda tanık olunan kozmopolit görünyüyü parçalamış ve yerine Türklük kimliği çerçevesinde biçimlenmiş "ulusçuluk" kavramı gelişmiştir.
    Cumhuriyetin ilk yıllarıyla birlikte gelen yeniliklerden tiyatronun ve sanatçının da etkilendiğini görüyorız.
    - İzmir Halk Evi (1938)
    - İzmir Şehir Tiyatrosu (1946)
    - İzmir Devlet Tiyatrosu (1956-57)
    sırasıyla açılmış ve yılların getirdiği birikim bu sahnelerde yansımaya başlamıştır.
    Kent bitmek tükenmek bilmeyen turizme yönelik alanları (Selçuk, Efes, Bergama, Kemeraltı vb.), tarihi eserleri (medrese, hamam, çeşme, müze, cami, anıt vb.), gelenekleri, geleneksel yemekleri ile tam bir kültür hazinesidir.
    Kentin eğitim durumunu bir çizelge ile gösterecek olursak;

    3.2.2.4. Kentin Tarihi Gelişimi
    İlk İzmir kentininbir lidya ve Frikya dağı olan "Spyle Dağı" üzerinde kurulduğu bulunan kalıntılar doğrultusunda söylenebilir (M.Ö. 3000). Daha sonraları 2. kent bu dağın ortalarında doğu çıkıntısına yönelmiş olarak (Makas ve Makkas adlı tabya şeklinde uzayan koluna doğru) deniz kenarında eski kent ile (Yamanlar), bugünkü Bayraklı arasına yerleşmiştir. Yönlenmesi Turan sırtlarına doğru olan Hacı Mutza ve Tepe Kule mevkiindedir
    Kentin ilk kuruluş yeri olan Bayraklı, M.Ö. 2000-1500 yıllarına kadar Eti egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra M.Ö. 1050-1000 yıllarında Yunanistan'dan gelen İyonlar, 560'larda Lidyalılar, 540-520'lerde Persler, 130'larda ise Romalılar kente yerleşmişlerdir. Roma Devletinin ikiye bölünmesi ile 1086 yılına kadar (M.S.) Bizans İmparatorluğu egemenliğinde devam etmittir.
    1071-1425 yılları arasında kent kesin olarak bir devletin egemenliğine girmemiş; sürekli el değiştirmiştir. İzmir'in Osmanlı egemenliğine girişi, 1426 olarak belirtilmektedir. Kentin bu tarihlerde iki parçalı bir kent görünümünde olduğu, Pagos üzerinde Yukarı İzmir ve kıyıdan liman kesiminde Aşağı İzmir yerleşim alanlarının olduğu gözlenmektedir. Ancak zaman içinde Kadifekale (Pagos) eteklerindeki yerleşim limana doğru yayılmaya başlamış ve kent de iki parçalı görünümden kurtulmuştur. Bunun yanında Pagos yerleşim yeri olarak konumunu korumayı sürdürmüştür (15. yy.).
    15.-16. yy. da Osmanlıların Bizansı ele geçirmeleriyle, başlayan barış döneminde ticaret gelişmiş, hareketlenmiş, İzmir önemli bir ticaret merkezi olarak onarılmıştır. Osmanlı İdari Sisteminde ortaya çıkan değişikliklerle, kıyılarda liman kontrolünü sağlamak için konan yasalar da kentin önemini arttırarak bölgede tek merkez olma özelliğini kazandırmıştır. 17.yy. da İzmir'in bir liman kenti olarak önemi gittikçe artmış ve en önemli Akdeniz limanları arasında Marsilya, Livarno ile beraber adı sayılır olmuştur.
    19. yy. da demiryolunun yapımı, buharlı gemilerin çalışmaya başlamasıyla, uluslararası ticarete açılmıştır.
    Kent bölge içinde tek "egemen kent" olma özelliği taşıyordu. 17. yy. dan itibaren bölgenin en büyük kenti haline gelmesine rağmen, Osmanlılar'ın İzmir'i idari merkez haline getirmesi ancak 19. yy. ortalarında olmuştur. Bölgenin uluslararası ilişkilerini kuran, ticaret, sanayi ve kültür merkezi olan çeşitli etnik grupların oluşturduğu bir sosyal mozaik niteliğindeki İzmir, tek bir yerleşmenin yanında, çevresinde alt kentleri olan metropol özellileri de göstermekteydi.
    Buca, Bornova, Karşıyaka ve Seydiköy gibi çevre kentlerinin gelişmesinde; 1870'ler sonrası kurulmuş olan demiryolu ve deniz ulaşımı olanaklarının yanında, daha öncelere dayanan varlıklı kesimlerin yazlıklara gitme alışkanlığı etkili olmuştur. Çevre kentlerinin gelişmesinin bir başka nedeni de sık sık salgın hastalıklar yaşayan kentten kaçanların yeni yerleşim yerleri aramasından kaynaklanmıştır.
    Bazı yazılı belge ve haritalara göre 19. yy. da Ege'de yerleşimin büyüklük sıralamasına göre 4 kademeye ayrıldığı belirtilmektedir:
    a) 2000'den az nüfuslu olan alanlar
    b) 2000-5000 arası nüfuslu alanlar
    c) 5000-10000 " " "
    d) 10000'den çok " "
    İzmir'in ise bunların dışında 5. kademede yer aldığı görülmüştür.
    1922'de çıkan yangında Türk Mahalleleri hariç kentin 3/4 ü yanmıştır. 1924 yılında yanan bölümlerin bir planı yapılmış, Alsancak ve Kültürpark çevresi bu plan sonucunda oluşmuştur. Kent nüfusu 1930'lara kadar çok büyümemiştir. Tepecik ve çevresi II. Dünya Savaşından sonra yaygın bir konut bölgesi görünümü almıştır. Eski alıtveriş merkezi olan bölge bugün de halen iş hayatının odak noktasıdır. Endüstrinin gelişmesi ve metropoliten alana yayılma eğilimi nedeniyle liman; Pasaport'tan Alsancak'a doğru kaymış, yeni ağırlık merkezleri oluşmuştur. Ancak İzmir'de endüstri ile paralel olarak yürüyen gelişme, 1950'lerden sonra kontrol dışına çıkmış; gecekonduların gelmesiyle kent 3-4 kat büyümüş, büyüme plansız olduğundan sağlıksız bir yapı oluşmuştur.

    3.2.2.5. Kentin Mekan Karakteristikleri
    İzmir'in mekan karakteristiklerini yansıtan kent içi mekanlar, daha ziyade tarihi devirlerde oluşmuş mekanlardır. Daha doğru bir deyişle; İzmir'in mekanları tarihini yansıtmaktadır.
    Bu mekanları sıralayacak olursak:
    1) Saat Kulesi (Konak) Meydanı
    2) Kemraltı
    3) Kordon
    4) Pasaport Girişi ve İzmir Limanı
    5) Bornova (Makropodora) Caddesi
    6) Karşıyaka (Bahariye) Caddesi
    7) Retadiye Caddesi
    8) Türk Mahalleleri
    9) Rum Mahalleleri
    olmak üzere çeşitli uygulamalarla karşılaşırız. Bunlar, kentin kültürel ve tarihi birikimini yansıtan, kentin kimliğini belirleyen mekanlardır.
    Bu mekanların hepsi İzmir kentinin Lidyalılar tarafından istilası zamanında kurulmuş olan alanlardır. Yani esas kurucuları eski İzmir sakinleridir. Kentin yeniden toparlanması sırasında, bir kısım ahali buralarda kalıp eski hayatlarına devam etmişlerdir. Bunların bir kısmı zaman içersinde şahsiyetlerini yitirmişler, diğer bir kısmı kentin bütünü içine dahil olmuşlar; bazıları ise ya ana ulaşım aksı üzerinde olmaları, ya da doğal zenginliklere sahip oluşları veya İzmir'in varlıklı yabancıları tarafından oturma alanı olarak seçilmiş olmalarından dolayıdır ki yerleşim alanlarını büyütüp geliştirmişlerdir.
    İzmir'de görülen ve kendine özgü bir konum gösteren dini yapıların dizilişini takip ettiğimiz zaman, merkezi ticaret alanından iç kısımlara doğru bir yelpaze şeklinde yolların dağıldığını görürüz. İzmir, 20. yy. başlarına kadar sahip olduğu ticaret merkezini hep kıyı boyunca geliştirmiş bir yerleşmedir. Bu nedenle de konut alanları da kıyıda yeralan ticaret bölgesinin arkasına yerleşmiştir.
    Diğer bir deyimle, bu yıllara kadar İzmir'in işgal ettiği kentsel alan; merkezi, Hisar Camii ve Büyük Vezir Han yöresinde olan bir yarım daire şeklinde idi. Bu yarım dairenin çapında Kordon boyu uzanıyordu. İşte bu form içinde dairenin iç kısımlarına doğru, pekçok dolambaçlı yol giriyordu. Ancak, bu yolların önemi ve kullanım biçimi, üzerinde barındırdıkları aktivitelerle doğru orantılıydı. Özellikle dini yapılar, bu konuda çok belirgin unsurlardı. Hatlar ve şeritler oluşturan bu yerleşme düzenini, yoğun olarak konumlanan Türk Mahallelerinde 6 şerit, daha az yoğun yerleşmiş ve dağınık bulunan Azınlık Yerleşme Alanlarında ise 8 şerit olarak görmekteyiz.Bu dağınıkığın nedeni; Azınlık Grupların, Türk Mahallelerine göre daha az engebeli alanlara yayılmış ve yerleşmiş olmalarındandır.
    1928-1935 Dönemi İzmir'de ilk gecekondu gelişmelerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. 1. Kadriye, Yeni İstiklal, Zeytinlik,Yeşildere gibi Buca aksı üzerinde yer seçen gelişmeler olduğu gibi; Çiğli aksı üzerinde yapılaşmaya başlamış, Cumhuriyet, Naldöken gibi alanlar da olutmuttur.
    1942 yılında ortaya çıkan 2. Kadriye Mahallesinden sonra 1944-45 döneminde 10 adet yeni gecekondu mahallesi daha gelişmeye başlamış ve bugünkü Gürçeşme, Kadifekale, Boğaziçi, Gültepe, Ferahlı gibi mekanlar ortaya çıkmıştır.
    1950-1960 dönemi gecekondu gelişimi açısından ülkede olduğu gibi İzmir'de de altın çağını yaşamıştır. Bu yıllar kentte en fazla gecekondu yapımının olduğu dönemi kapsar. Bir taraftan 7 yeni bölge ortaya çıkarken, diğer taraftan daha önce oluşan bölgeler sınırlarını genişletmişlerdir. Ortaya çıkan bu doku günümüze kadar devam etmiştir.
    Sonuçta; bu gelişme, İzmir'in mekan karakteristiklerini ortadan kaldırmış, karakteri olmayan mekan bile diyemeyeceğimiz yepyeni alanların oluşumuna yolaçmıştır.

    3.2.2.6. Kentin Biçimsel ve Görsel Karakteristikleri
    İzmir kenti biçimsel olarak, körfezin çevresini saran yay şeklinde konumlanmıştır. Merkez, yayın tepe noktası olmak üzere diğer ilçeler yayın uç noktalarına doğru dağılım göstermektedir.
    Kent ise mekansal biçimlenişler üzerine kurulmuştur.İlk kuruluşundan beri, belirli mekanların birleşimiyle oluşan kent; son 50 yıldır değişken mekan karakterlerine uğradıysa da mekansal olutumunusürdürmektedir
    İzmir'in eski mahallelerinde sokaklar kuzey-güney doğrultusunda, oldukça dar bir şekilde Kadifekale eteklerinden aşağıya doğru hem İmbat'a, hem manzaraya açık olarak inmiş; yukarı çıkış ise eğim nedeniyle basamaklı sokaklarla sağlanmıştır. Türk kentlerine özgü olan iç avlu ve iç yeşil geleneğiİzmir'dedemevcuttur.
    Kentin görsel karakterini yansıtan ögelerin çoğunu, önemli mekanlarda görmek mümkündür. Özellikle Kemeraltı, kendi kimliğini tamamıyla görsel ögelere borçludur. reklam ögeleri, oturma bankları, çöp kutuları, yeşil alanları, sanat ürünleri ve aydınlatma elemanları olmadan o bölgeyi düşünmek hemen hemen olanaksızdır.
    Aynı şekilde Konak Meydanı, başta Saat Kulesi olmak üzere, yeşil alanları, su ögeleri, telefon kabinleri, oturma bankları, aydınlatma elemanları, reklam ögeleri ve toplu taşıma durak elemanları ile bir bütün olarak algılanmaktadır.
    Alsancak Kordon Boyu'nda; eski görsel ögelerle, yeni oluşumunu karşılaştırdığımızda da mekanın ne ölçüde etkilendiğini farkedebiliriz.

    3.2.2.7. Kentlinin Yaşam Biçimi ve Kalitesi
    19.yy. da kentteki yabancı kökenliler, birlikte yaşama ve birbirleri ile evlenmeler sonucunda; çoğunlukla, kendi etnik kökenlerinin özelliklerini zamanla yitirmiş, Levanten (Frenk) adı altında genelleştirilen kimliğe bürünmüşlerdir. Türkler ile bu etnik grubun yaşam biçimleri ve oturdukları mahalleler birbirlerinden çok farklı özellikler gösterir.
    Ermeni Mahalleleri ve Türk Mahalleleri arasında Musevi Mahalleleri ile sinagoglar yer almıştır. Musevilerin iş yaşamı konusunda gündüz ve gece işleri gibi ilginç bir gruplama görülmektedir. Bu kesimde sarraflık ve faizle para işletilmesi meslek dağılımında ağırlık kazanmaktadır.
    İzmir'in diğer bir etnik grubunu ise Rumlar oluşturmaktadır. Pasaport, Fuar alanı, 1. ve 2. Kordon Frenk Mahallelerine aittir. Bu etnik gruplarda avukatlık, doktorluk vb. üst düzey mesleklerinin yanısıra; kabarecilik, meyhanecilik, bakkallık, gemicilik gibi işlerle de uğraşılmaktaydı.
    Kentte Türklerin yaşam biçim ise tüm etnik gruplardan daha farklı, geleneksel ve kapalıydı. Küçük bir kesimin varlıklı olduğu, çoğunluğun ise devlet sektöründe çalışmayı tercih ettiği görülmekteydi. Kendilerine dönük, dışa kapalı bir yaşam biçimi Türklerin özelliğiydi. Sosyal yaşam, daha çok kahvehane sohbeti, çubuk tüttürme biçiminde tanımlanmaktaydı. Türkler için çizilen tabloda ise:
    a) Yakışıklılık
    b) Geleneksel giysilerinin zenginlik ve şıklığı
    c) Kadınlarda örtünme, sevgi,şevkat ve saygı
    d)Efendilik, sakinlik, hotgörülülük
    gibi kavramlardan sözedilmektedir.
    İzmir'de bu dönemde belli bir grupta, günlük ilişkide birkaç dilin aynı anda kullanıldığı görülmektedir. Hizmetçi ve çocuğu ile konuşulan Rumca, esnafla İtalyanca, üst düzey ilişkilerde ise Fransızca gibi dillerin kullanıldığı görülmekteydi.
    1908-1918 yılları arasındaki 10 yıllık süre içersinde İzmir'in kültürel kimliği, ekonomik yapısı ve fiziksel görünümü önemli biçimde değişmiştir. Bu değişim kentlinin yaşam biçimine de doğrudan yansımıştır.
    Türkler kente geldikleri zaman stratejik önemi olan tepelere ve vadi yamaçlarına yerleşmişlerdir. Tarım ve hayvancılığa dayanan ekonomik yapıları; zanaatkar ve tüccar zümre olan Hristiyan, Musevi ve benzeri azınlıklar ile kolayca bağdaşmamıştır. Kentte belirli gruplar, belli ekonoik aktivitelerde uzmanlaşmışlardır. Türklerin ticaretle daha az uğraşması nedeniyle, ticaret azınlıkların elinde kalmıştır. Ticaretin biriken kapitali, tarıma nazaran daha fazla olduğu için azınlık zümreler sosyal refaha daha çabuk ulaşmışlardır. 3.2.2.8. Kentin İşlevleri
    İzmir'de Atatürk tarafından hazırlatılan ve tarihe "İzmir 1. İktisat Kongresi" olarak geçen toplantı ile ile, kentin bugün "Fuar Kenti" olarak tanımlanmasının ilk tohumları atılmış oldu. Bugün İzmir'in adını duyduğumuzda, hemen hemen herkesin aklına ilk gelen "İzmir Fuarı" dır. Bu da İzmir'in kimliğini yansıtmaktadır. Çünkü kent, ekonomik gelirinin çoğunu, yılda 1 kez düzenlense de bu fuardan sağlamaktadır.
    Fuar düşüncesinin temelinde dünyadaki ülkelerde ekonomik, sosyal, kültürel ve diplomatik anlamda ilişki kurulması fikri yatıyordu. İlk olarak 1923 yılında "Yerli Malları Sergisi" olarak kurulan fuar, 1936 yılında bugünkü yerinde resmen kurulmaya başlamıştır.
    *1947 yılında Dünya Fuarlar Birliği'ne üyelik
    *1990 İZFAŞ (Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat Etkinlikleri A.Ş.) olarak şirketleşme
    *1991 yılında 7 ve 1992 yılında 9 ihtisas fuarı düzenlenmesi fuarın geçirdiği çeşitli önemli aşamalardır.
    İZFAŞ; İzmir Fuarı'nın çağdaş bir yapıya kavuşturulması, fuarcılığın uzman bir anlayış çerçevesinde, dünya fuarlarıyla rekabet edebilecek düzeye ulaştırılması ile İzmir'de kültür ve sanat etkinliklerine katkıda bulunulması amacı ile kurulmuştur. Bu sayede İzmir Fuarı, günümüzde kentin en önemli işlevi haline gelmiştir.
    İzmir'de kentin kimliğini etkileyebilecek diğer önemli işlev, ticaret ya da MİA'dır. Kentte çekim alanı olarak nitelendirebileceğimiz bu bölge Konak, Basmane, Gümrük ve Alsancak semtlerini kapsamaktadır. Ayrıca tarihi-mahalli karakterde ve kendine özgü özellikleri olan Kemeraltı ile Tilkilik çarşısı da bu alan içersine girmektedir. Alan içersinde çeşitli parakende ve toptan satış fonksiyonları gruplar halinde farklılaşmıştır. Daha yeni olan iş bölgeleri, Gümrük, Basmane ve Atatürk Anıtı arasındaki üçgen alanda gelişmiştir. Bu bölgede büro-bankacılık-ithalat-ihracat fonksiyonları karışık olarak yeralmaktadır. Hem yeni, hem eski bu ticaret bölgeleri içinde bugün çeşitli küçük sanatlar da bulunmaktadır. MİA'ndaki geçiş fonksiyonları ve dış ulaşımla ilgili bazı yerleşmeler Basmane civarında yeralmaktadır.
    Bu ana merkezler dışında onlara hizmet veren ikincil ve üçüncül merkezler (Bornova, Buca, Hatay, Güzelyalı, Karşıyaka ve Karabağlar) vardır. Bunlar ana merkezle yarışacak kapasitede değildir.
    1975 yılında, İzmir'de yapılan çalışmada işgücünün sektörlere göre belediyeler kapsamındaki dağılımı saptanmıştır. Bu konuda üç sınıflama getirilmiştir:
    1. derece etkin sektör; itgücünü 1. derecede istihdam eden sektör
    2. derece etkin sektör; itgücünü 2. derecede istihdam eden sektör
    3. derece etkin sektör; itgücünü 3. derecede istihdam eden sektör
    Bu sınıflama ile yapılan çalışmalar sonucunda aşağıdaki tablo ve haritalar ortaya çıkmıştır.
    İzmir'de sanayi kuzey, güney ve doğu olmak üzere üç ana aks üzerinde gelişmiştir.
    A) Kuzey Aksı
    * Kauçuk
    * Deri
    * Kereste
    * Metal
    B) Güney Aksı
    * Mobilya
    * İmalat
    * Metal
    C) Doğu Aksı
    * Otomotiv
    * Çelik Konstrüksiyon
    * Kimya
    * Çimento
    Şu anda inşaatlarının bazı bölümleri devam etmekte olan İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ve Menemen Organize Sanayi Bölgesi ile belki de kent, ileride işlevsel açıdan sanayi kenti olmaya da aday olacaktır.

    3.2.2.9. Kentin Fiziksel Çevresi ile Toplumsal Davranış İlişkisi
    İzmir, Türkiye'nin en önemli ticaret ve endüstri merkezlerinden biri olması nedeniyle,sanayi tesisleri kentin çevre problemlerini oluşturmaktadır. Geleneksel tesisler ilk günkü teknolojileriyle yerleşimlerini sürdürdüklerinden dolayı, çevreye çok büyük zarar vermektedirler.
    Endüstri kuruluşları, çoğunlukla iç körfez çevresinde yerleşmişler; atıklarını ya direkt olarak ya da civardaki yüzeysel sulara boşaltarak dolaylı olarakkörfeze deşlarj etmiş ve körfezi kirletmişlerdir.
    Çevre sorunlarının temel nedenlerinden biri, planlama eksikliğinden kaynaklanan çarpık kentleşmedir. Ülke çapında "Ulusal Çevre Planının bulunmaması, çevre düzeni planlarının her bölge için varolmayışı ve eldeki imar planlarının çok az uygulanma olanağının bulunması gibi nedenlerle İzmir de bu plansızlıktan payını almış ve çarpık kentleşme ortaya çıkmıştır. Böylece, yerleşimler tarımtopraklarına kaymış, Karşıyaka, Bostanlı ve Narlıdere bölgesindeki narenciye,meyva bahçeleri ile bostanlarda yapılaşma artmıştır. Kenti çevreleyen dik arazi gecekondu istilası altındadır. Ülkemizin sayılı tarım bölgelerinden biri olan Bornova ve Kemalpaşa ovası, bugün kentleşme, üniversite ve sanayi kuruluşları nedeniyle tarım yapılamaz haldedir.
    Çevre problemlerinin çözümünde, sanayiye yer seçimi en önemli konulardan biridir. Hiçbir altyapısı bulunmayan yerlerde sadece ulaşım kolaylığı, su temininin kolay olması gibi nedenlerle gelişigüzel kurulan sanayi tesislerinin, zaman içersinde çevre kirliliği problemleri yaratmaları kaçınılmazdır. Nitekim bu, İzmir için de böyle olmuştur. Başlangıçta verimli tarım arazilerinde hiçbir önlem almadan gelişigüzel kurulan sanayi alanları, gerek atık suları, gerek baca gazları gerekse katı artıkları vasıtasıyla çevreyi kirletmektedir.
    Yeşil alan tahribi "kirletici kaynak" açısından İzmir'in en önemli sorunlarından biridir.
    - Kalorifer yakıtı
    - Trafik
    - Sanayi
    olmak üzere hava kirliliğini yaratan en önemli üç nedenin çözülmesi için çalışmalar sürmektedir.
    İzmir metropolünde geçmişten bu yana, kentin bir bütün olarak görülüp ayrıntılarına kadar inilen, temel altyapı sorunlarına eğilmek yerine; kentin en yoğun bölgelerinde ve herbiri biryenisini çağrıştıran, yoğunluk arttırıcı, mimari kültür ve mirasımızı yokeden, mevcut planları bile delen bir anlayış,bir uğrat herzaman rağbet görmüştür ve görmeye devam etmektedir.
    Bunların yanısıra, kent bir kıyı kenti olmasına rağmen körfezin aşırı kirletilmesi, kıyıların çeşitli amaçlarla sürekli doldurulması, kıyı bandının geniş kesitli hızlı yollarla çevrilerek kentlini denizle ilişkisinin kesilmesi, giderek denizin unutulmasına ve daha da kirlenmesine neden olmaktadır.
    Çözümleri kent bütününde uzun vadeli, geniş bir açıyla düşünrek, gerçek bilim ve sağduyu ile toplum kesimlerinin ve uzmanlık kuruluşlarının desteğini alarak gerçekleştirmek gerekir. İzmir ulaşımının kentin bir deniz kenti olması nedeniyle, körfezde deniz yolu ile diğer ulaşım sistemlerinin entegrasyonu sağlanmalıdır.
    Ülkemizin sosyo-ekonomik yapısı, bilinen yüksek içgöç hareketleri sonunda, İzmir de yoğun olarak hızlı nüfus artışı ve bu artışın getirdiği sorunlara boğulmuştur. Kent gecekondularla çepeçevre kuşatılmış durumdadır.Bu kadar yoğun kaçak yapılaşma, her türlü altyapı programını felce uğratmaktadır.
    Kentlilik bilincinden uzak insan kalabalıklarının kente ve kentliye karşı olumsuz etkilerinin azalması için kentlilik bilinci ve kent kültürünü geliştirici politikalar artık gündeme getirilmelidir. Bu kentte yaşayan kişilerin, kentin ve kentlinin kültürüne, kimliğine, sağlıklılığına özendirilmesi gereklidir.

    3.2.2.10. Kent -Doğa Bütünlüğü
    İzmir ve çevresi doğası oluşturulurken, çok cömert davranılmış denilebilir. Bu çevrede, doğal güzellik ve yaşama ortamı o kadar uyumlu oluşmuştur ki, tarihin ilk çağlarından beri, iz bırakan toplumlar medeniyetlerini bu ortam içinde oluşturmuşlardır.
    Kentin kapsadığı alanın kuzeyinde başka, güneyinde başka bir doğa güzelliği egemendir. Ayrıca kıyılar ve kıyılara yakın kısımların güzelliği ile daha uzak ve yüksekçe yerlerin güzellikleri, birbirini tamamlar niteliktedir. İlin doğal güzelliklerinin en güzel kısmını yeşil ve orman örtüsünün ön plana çıktığı bölümler oluşturmaktadır. Son zamanlarda nüfusun hızla artması nedeniyle halkın, doğal güzellikleri daha çok arar duruma gelmesi karşısında; kentlinin doğayla bütünleşmesi açısından doğanın önem kazandığı bölgelerde halk için dinlenme alanları düzenlenmiştir. Ödemiş, Bozdağ, Gölcük, Yamanlar-Karagöl, Pınarbaşı Pamucak, Çeşme ve Seferhisar bu tip kent-doğa bütünlüğünün en belirgin yaşandığı alanların başında gelmektedir.

    3.2.2.11. Kentsel Altyapı
    A) Altyapı
    Ülkemizin sosyo-ekonomik yapısı, bilinen yüksek iç göç hareketleri sonunda İzmir de yoğun olarak hızlı nüfus artışı ve bu artışın getirdiği sorunlara boğulmuştur. Kent gecekondularla çepeçevre kuşatılmış durumdadır. Bu kadar yoğun kaçak yapılaşma, hertürlü altyuapı programını felce uğratmaktadır. zaman zaman ortaya konan imar afları da bu olumsuz gelişmeyi teşvik edici olmuştur. Plansız, programsız, aşırı nüfus artışı ve göç olgusu kentsel planlamayı olumsuz yönde etkilemektedir.
    İzmir metropolünde, geçmişten bu yana, kentin bir bütün olarak görülüp ayrıntılarına kadar inilen temel altyapı sorunlarının üzerine eğilinmemiştir.
    B) Atık Sular
    Kentteki endüstri kuruluşları, çoğunlukla iç körfez çevresinde yerleşmişler; atıklarını ya direkt olarak ya da civardaki yüzeysel sulara boşaltarak dolaylı olarak körfeze deşarj etmişler,körfezi kirletmişlerdir. Özellikle yaş endüstri grubuna giren endüstriyel atık suları, körfez için önemli bir kirlilik kaynağı oluşturmaktadırlar.
    İzmir Körfezi 1960'larda başlayarak hızlı bir kirlenme süreci içine girmiş ve bugün Türkiye'nin en önemli kirlilik odaklarından biri haline gelmiştir. Körfeze yaklaşık 300 noktadan evsel endüstriyel atık deşarj edilmektedir. Bu atık sularla birlikte, körfeze deşarj edilen kirlilik yükleri sabit olmayıp giderek artmakta ve dolayısıyla kirlenme bölge sınırlarısürekli olarak genişlemektedir.
    C) Ulaşım
    İzmir gibi Türkiye'nin 1. derecede ihracat, 2. derecede ithalat limanı olan bir kentin hinterlandına ve ülkeye zengin bir yol şebekesiyle bağlanması zorunludur. Limanın merkezi alanda olması, kentte eskiden beri yerleşim ve ulaşım dokusunu etkilemektedir.
    Demiryolu uzunluğu 1850 km. ve ülke toplam uzunluğunun 1/4 ü kadar olan İzmir'de, demiryoluna gerekenönem verilmemiştir. Bunun nedeni, deniz ve karayoluna verilen önemdir.
    Kentte denizyolu büyük önem arzetmektedir. Liman faaliyetlerinin önemli bir kısmını Alsancak limanı karşılamaktadır.Limanların yükleme (1.680.000 t.) ve boşaltma (954.000 t.) hacmine baktığımızda kentin ihracat limanı olarak da önemini anlayabiliriz.
    Karayollarının fiziksel açıdan (yol genişlikleri ve kalitesi) belirli bir kademelenmesi yoktur. Özellikle trafiğin amaç ve türüne göre bir ayrım söz konusu değildir. İkincil derecedeki yolların devamlılığının olmayışı, tüm yolculukların; toplu ulaşımın da yapıldığı, ana yollarda olmasına neden olmaktadır.
    - Çanakkale-İzmir
    - Aydın-İzmir
    - Manisa-İzmir (İstanbul ve Ankara bağlantıları)
    aksları kentin 3 önemli dağıtıcı aksıdır.

    3.2.2.12. Kentin Tipolojik Özellikleri
    İzmir'in tiıpolojik özelliklerini yansıtan tek ve en önemli bölge olarak, kent tarihinin en büyük sembolü ve çekirdeği olan Çarşı Bölgesi kabul edilebilir. Çarşı, İzmir'in Akdenizli yönünü,korunabilir konut bölgeleri de Anadolu yönünü anlatmaktadır. İzmir Çarşısı, bazı hanlar, Şadırvanlı Cami ve diğer birkaç cami ile bugün harap olmuş Yeşildirek Hamamı dışında doğrudan doğruya mimari kalite anlamında ilginç sayılmayabilir. Burada İstanbul Kapalıçarşısı'nın bütünlüğü, Bursa Çarşısı'nın anıtsallığı genellikle yoktur. Büyük İslam kentlerinin çarşılarının mimari özellikleri de İzmir Çarşısı'nda görülmez. Buna karşılık, camiler,hanlar etrafında ve içinde oluşan çevreye spontane olarak yayılan sayısız girinti çıkıntı içinde;
    · kişisel ve küçük boyutlu ticaretin eğilimlerine uygun
    · iklim zorunluluklarını gözönüne almış
    · yeşili, güneşe karşı çok ilginç bir şekilde örtü olarak kullanan
    · canlı bir yaşama ortamı
    ortaya çıkmıştır. Burada çevrenin karakterinin korunması gereklidir.
    Çarşı'nın aksı olan Anafartalar Caddesi, 17. Yy. dan önceki, belki de Roma çağına kadar olan liman sınırını teşkil etmektedir. 17. Yy. da Kemeraltı, Başdurak, Kestanepazarı ve Şadırvanlı camilerin inşa edildiği devirde; liman daha da küçüldüğü zaman, bu camiler çevresi, arkadaki ticaret ve çarşı bölgelerinden limana ulaşan yolların sonlanma noktaları olmuş, daha o zamandan, Hisar Camii'nin Kale yanındaki daha eski düğüm noktasına ek olarak, yeni düğüm noktaları meydana gelmiştir. Bugün bu camilerin çevresinde oluşmuş, canlı kent mekanları vardır. Bunların birçoğu daha sonraki eklemeler nedeniyle karakterlerinden birşeyler kaybetmişlerdir.

> SONRAKİ SAYFA >