ANA SAYFA I BÖLÜM 1 I BÖLÜM 2 I BÖLÜM 3 I BÖLÜM 4 I BÖLÜM 5 I BÖLÜM 6 I KAYNAKÇA I ÖZGEÇMİŞ


BÖLÜM 4

GELENEKSEL TÜRK KENT DOKUSUNDA KİMLİK İFADESİ:
ADANA-KÜTAHYA ÖRNEKLERİ


    4.1. GELENEKSEL DOKUDA KİMLİK ÖZELLİKLERİ VE BELİRLEYİCİLERİ
    Anadolu'nun efsanelerine ve büyük uygarlık tarihine karışan kentler içinde; bugüne kadar kültürünü, oluşumunu, yaşam tarzını, mekanlarını ve tarihçesini aynı önem derecesinde koruyabilen kentlerimiz, geleneksel kentler kapsamındadır.
    Geleneksel kentlerimizin en önemli özelliği, kimliğini yitirmemiş ve kimliksiz kentler kapsamına girmemiş olmasıdır.
    Zamanla bütün yerletmeler köklü deditimler geçirmektedir. Fakat devamly gelişmeler, tarihi boyutun yok olması anlamına gelmemelidir. Bunun yanında sosyo-kültürel veriyi gözönüne almayan bir gelişmenin gerçekten fonksiyonel olup olmadığı tartışma konusudur.
    Bizde ve bütün kültür değiştirme zorunluluğunda olan ülkelerde çağdaş yaşantı, geleneksel kültürün bazı esaslı özelliklerini reddederek başlamaktadır. Batılı olan ve bizim olmayan herşey bir statü sembolü, bir yenileşme sembolü olmaktadır. Bu tip eski toplumsal yapı-yeni toplumsal yapı çelişkisinin yaşandığı 20.yy. ın ikinci yarısından sonra; eski kültürünün içerisine teknolojinin getirdiği yeni yapılaşmayı yoğurarak katanlar bu çelişkiyi yaşamadıkları gibi, eski fiziki çevresini de değiştirmemişlerdir. Böylece Anadolu içinde "Geleneksel Kent" tanımlamasında eski-yeni kent tanımlaması ortaya çıkmıştır.
    Geleneksel Kentlerimizin kimlik özelliklerinde, diğer kentlerimize oranla tarih, kültür ve mekan faktörü daha ağırlık kazanmaktadır. Yine günümüz kentlerinden en önemli farkı; kimlik belirleyici olarak saydığımız 12 faktörün bu kentlerimizde karşımıza çıkmasıdır.

    4.2. GELENEKSEL KENT ÖRNEKLERİNDE KİMLİK ARAŞTIRMASI
    Günümüz kentlerini kimlikli kılabilecek sistem önerisine ulaşabilmek için; geleneksel kentlerimizin kimlik olgusuna nasıl ulaştığını, nasıl kimlik sahibi olduklarını araştırmak ve bunu öneriye yansıtmak doğru olacaktır. Bu amaçla Anadolu'nun her türlü özelliğini yansıtabilecek iki bölgeden iki ayrı nitelikli kent seçmek bu amacımıza uygun olacaktur. Seçimimiz doğrultusunda, Güney Anadolu'dan Adana ve Batı Anadolu'dan da Kütahya illerini kimlik konusunda örnek olarak ele aldık.

    4.2.1. Adana Geleneksel Kent Örneği
    Kuruluşu çok eskilere dayanan ve tarih boyunca egemenliğine girdiği her devletin önemli bir merkezi olan Adana; yurdumuzun Akdeniz bölgesinde konumlanmış, doğusu Maraş ve Gaziantep, batısı Niğde ve İçel, kuzeyi ise Kayseri illerimizle çevrili bir kentimizdir.
    Anadolu'daki tüm önemli gelişmelerde Adana yeralmış, çoğunlukla kilit noktası rolünü oynamıştır. Cumhuriyet dönemindeki gelişmelerde de aynı etkenliği göstermeyi başarmıştır. Bugün tarımı, sanayisi, kalkınma projeleri, turizm ve tabiat güzellikleri ile zengin potansiyeli olan Adana, Türkiye içinde en hızla kalkınan bölgeler arasındadır.Adana'nın Cumhuriyet döneminde hızla ilerlemesi tarihteki adına da uygundur.

    4.2.2. Adana Kent Kimliği Belirleyicileri
    Geleneksel kentlerimiz çerçevesinde kimlik olgusunu araştırırken, ilkelerin öncelik sıralamasını değiştirmek doğru olacaktır. Çünkü bu noktada, geleneksel kentlerimizi kimlikli kılan kimlik belirleyicileri önem kazanmaktadır.

    4.2.2.1. Kentin Tarihçesi
    Adana'nın tarihi ilkçağlara kadar uzanır. Kentin Seyhan nehrei kenarında bir konak yeri olarak kurulduğu tahmin edilmektedir. İlkçağlarda, Anadolu'yu baştan başa geçerek Külek Boğazı'ndan Çukurova'ya inen yol Tarsus'a varıyordu. Sonra bu yol, Adana ve Misis'ten geçerek Suriye'ye uzanıyordu. Adana'nın önemi; topraklarının verimli oluşu kadar, böyle önemli bir yol üzerinde bulunuşundan da kaynaklanmaktadır.
    Kentin ilk yerleşim bölgesi olarak Tepebağ Mahallesi bilinmektedir. Seyhan Nehri'nin Toros Dağları'nın yamaçlarını terkedip, ovayla kucaklaştığı bir noktada; nehrin batı kıyısında ve az yükseltili bir tepe üzerinde yerleşilmiştir. Nehrin bazı zamanlarda taşması yüzünden, ayrıca korunmak ve savunmak için yüksek ve kayalık bir tepeye yerleşme tercih edilmiştir. Nehir suyunun serinletici etkisi ile eğimli tepe yüzeyinin daha fazla rüzgar alıyor olması; sıcak ve nemli bir bölgede yaşayan insanlar için uygun bir yerleşim bölgesi olarak gözükmektedir.
    Kente ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa Anadolu yarımadasının en köklü medeniyetlerinden olan Hititler'in kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen bu Hitit kitabelerinde, M.Ö. 1650 yıllarında yazılmış bir yazıtta; Adana havarisinden URU ADANİA yani Adana Beldesi olarak bahsedilmektedir.
    Eski çağlarda Seyhan nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince AND ağacı olarak tanınması da yöre isminin oluşumunda etkili olduğu kanaatini yaratmaktadır.
    Osmanlılar idaresinde Adana birçok değişik yazılışlarla kayıtlara geçmiştir. Bunlardan birkaçı; Erdena, Edene, Ezene ve hatta Azana olarak kayıtlarda yeralmıştır. 1872'den itibaren de resmi kayıtlara ADANA olarak tescil edilmittir.
    Adana ve Çukurova havalisinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan bulgulara göre, bu yörede en az 10 değişik medeniyet ve yine en az 18 devlet, beylik, krallık gibi çeşitli siyasi kuruluşların hüküm sürdüğü belgelenmiştir. Bu grupları dönemlere göre sıralarsak:
    A)İlkçağ;
    Luvi Krallığı, Arzava Krallığı, Hitit Krallığı (M.Ö. 1900-1200), Kue Krallığı, Asur Krallığı, Kilikya Krallığı, Pers Satraplığı, Helenistik Dönem, Selökidler, Korsanlar Dönemi, Romalılar(M.Ö.112-M.S.395)
    B)Ortaçağ;
    Bizanslılar (395-638), İslam Devri, Selçuklular, Ermeni Krallığı
    C)Yeni Çağ;
    Mısır-Türk Memlukları, Ramazanoğulları, Osmanlılar (1517-1918)
    Kurtuluş Savaşı dönemine kadar yüklü bir tabloyla karşılaşırız. 5 Ocak 1922 tarihinde de düşman işgalinden kurtularak T.C. Devleti sınırları içersine dahil olmuştur.
    Bu kadar dolu bir tarihçesi olan kentin tarihinin, kimliğine büyük oranda yansımasından daha doğal birşey yoktur. Her toplumdan alınan farklı kültür ve yaşam tarzı olduğu gibi kentin bütününe aktarılmıştır. Kentte yaşanan teknolojik gelişmeler ise hiçbirzaman bu tarih bütünlüğünü bozamamıştır.

    4.2.2.2. Kentin Kültürel Birikimi, Yapısı
    Bir toplumun maddi ve manevi değerlerinin birikimi, o toplumun kültürünü meydana getirir. Birçok iç ve dış etlenlerin yarattığı sentez, toplumun belli bir dönemdeki kültürünü belirler. Verimli topraklar ve coğrafi konumu nedeni ile tarih öncesdi çağlardan başlayarak değişik ulusların akınına uğramış bölgede Çukurova kültürünü, bu uygarlıklardan parça biriktirilmiş taşlarla oluşturulmuş bir yapı olarak tanımlamak da mümkündür.
    Bu kültür sentezini oluşturan etkenler içinde Hitit kültürü ağırlıklı bir yer tutmakla birlikte, diğer ulusların verdiği katkılarla da tarih boyunca zenginleşmiştir. Burada hüküm sürmüş 10 medeniyetin etkileri Adana'nın kültür yaşamında, halen görülmekte ve hissedilmektedir.
    Adana ve Çukurova kültürünü önemli tekilde etkileyen gruplar özellikle göçebe, Türkmen ve yörük atiretleridir. Bunlar özellikle 7. yy. dsan itibaren uçbeyleri olarak Anadolu'ya kitleler halinde göç eden Türkmen grupları (yörük grupları) dır. 7.yy. dan itibaren Anadolu'ya akın eden Arap orduları ile uçbeylikleri Serhat Akıncıları olarak çalışan Türkler, Anadolu ve Çukurova'ya yerleşmeye başlamışlardır. 7-11. yy. arası Bizanslar, Araplar ve aradaki küçük birçok siyasi toplulukların kültür etkileri altında gelişen Anadolu, 11.yy. dan itibaren tamamen Selçuklu kültürü altına girmiştir. Selçuklular'ın ve onları takiben beylik devrinin etkileri Çukurova'da çok belirgindir. Beylik devrine damgasını vuran Ramazanoğlu Beyliğüi'nin zengin kültür varlıkları bugün de halen görülmektedir.
    Ovadan çok Toroslarda yerleşen Türk (Yörük, Türkmen) aşiretleri, uzun yüzyıllar dış etkenlere kapalı kalmış ve en az 10-15 asırlık Türk- Müslüman kültürünü pek fazla değişmeden muhafaza etmeyi başarmışlardır. Adana'nın daha ovalık kesimlere yerleşmesi 19. yy. a rastlamaktadır. Ovaya yerleşme ile kültürde değişmeler başlamıştır. 20. yy. ın ortasından itibaren de ovaya sanayileşmenin gelişi yöre kültür ve yaşamında büyük değişiklikler yaratmıştır.
    İlde bulunan
    · Mescit (Yetil Mescit)
    · Cami (Hasan Kethüda Camii)
    · Külliye (Ulu Cami Külliyesi)
    · Hamam (Çarşı Hamamı)
    · Kale (Kozan Kalesi)
    gibi çok çetitli eserler, kentin kültür birikiminin bir sonucu olarak özetlenebilir.
    7.yy. da Müslüman ordularının Anadolu'ya girişlerine kadar, Çukurova'da zamanın imparatorluk ve krallıklarına paralel olarak çeşitli din ve mezhepler hakım olmuştur. Halifelik devrinden başlayarak; Emevi ve Abbasiler devrinde İslam dini, Çukurova ve Anadolu'da tanınp yayılmaya başlamıştır. Abbasiler devrinde Uç beyler olarak özellikle Çukurova'ya Türk boyları girmeye ve yerleşmeye başlamıştır. Daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar devrinde Çukurova'ya Müslümanlar hakim olmuş; bu devre içinde Hristiyan ve Yahudi azınlıklar, kendi din, örf ve adetleri içersinde rahatça yaşamışlardır.
    Bugün Çukurova'da çok az sayıda Hristiyan ve Yahudi azınlığı vardır. Müslüman dininin kuralları bütün kasaba ve köylerde geçerlidir. Doğumdan ölüme kadar dini kurallar uygulanır. Bölge halkının çoğunluğu, Hanifi mezhebinden olmakla beraber; Alevilik de mevcuttur.
    Kentte asırlardır hüküm süren ve her toplumun miras bıraktığı kültürel gelenek ve görenekler hakimdir. Doğum, ölüm, evlenme, kız beğenme, nişan ve düğünle ilgili kentin tümüne mahsus gelenekler günümüzde de sürmektedir.
    Çukurova ve Adana ile ilgili tarihi belgeler incelendiğinde genellikle siyasi, ekonomik ve zirai yönleriyle belgesel olarak ele alındığı görülmektedir. Böyle olunca özellile Adana'nın kültürel, eğitim ve öğretimle ilgili geçmişini ele almak ve aydınlatmak pek kolay olmamaktadır. Her ne kadar eğitimle ilgili tarihi belgeleri net olarak aydınlatmak mümkün değilse de; eğitim ve öğretimin insanlık tarihi ile başladığının kabulü durumunda Adana ve çevresinde bu tarih Hititler zamanına kadar görülebilir.
    Cumhuriyet döneminde yeni harflerin kabulünden sonra eğitim seferberliğine daha çok önem verilmiş; 1927'de %7.9 olan okur-yazarlık oranı, 1950'de %30.6'ya, 1975'te ise %65.7'ye ulaşmıştır.
    1973 yılında kurulan Çukurova Üniversitesi ile birlikte her alanda insan yetiştiren bir kent kimliğine bürünmüştür.

    4.2.2.3. Kentin Fiziksel Yapısı
    Adana ili yüzey şekilleri bakımından dağlık ve ovalık olmak üzere iki bölüme ayrılır. Dağlık bölümünü Orta Toroslar, ovalık bölümünü ise Adana Ovası meydana getirir.
    Kentin biçimsel kimliğini kazanmasına yol açan iki önemli nehri Seyhan ve Ceyhan'dır. Adana bu ik nehre koşut olarak semer biçiminde konumlanmıştır. Seyhan nehri Toroslar'dan geçerken aldığı kollarla büyür. Adana'dan az önce ovaya girer. Büyük bir baraj gölü yaptıktan sonra, Adana'dan geçer, Akdeniz'e dökülür. Ceyhan nehri ise Adana Ovası'na kuzeydoğudan girer. Ceyhan ve Misis'ten geçerek Akdeniz'e dökülür.
    Bu iki nehrin birbirine paralel aktığı Adana Ovası adı verilen havzanın güneyinde kalan bölüme Çukurova, kuzeyinde kalan bölüme ise yukarı ova Anavarza denir. İki ovayı Misis ddağları ayırır. Tepe özelliği gösteren bu dağların en yüksek noktası olan Cebelinur Dağı'nın yüksekliği 770m. dir.
    Kentin oluşumuna önemli katkıları bulunan ülkenin önemli barajlarından Seyhan Baraj Gölü'nden başka; ilde, Kozan'da Kilgen Çayı üzerinde Kozan Barajı, Kadirli İlçesinde Aslantaş Barajı ve Kesiksuyu Çayı üzerinde Kesiksuyu Baraj gölleri de mevcuttur.
    Adana Akdeniz iklim özelliklerini taşır. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Bölgede meydana gelen yağışlar, genellikle yamaç yağışları ve gezici hava kütlelerinin karşılaşması ile oluşur. Ortalama yağış miktarı 625 mm. dir.
    Yazın bir alçak basınç merkezi olan Çukurova'ya denizden ve Toroslar'dan hava akımı olur. Böylece dinamik nedenli bir yüksek basınç merkezi oluşur. Yazın görülen bu nem artışı dolayısıyla, nisbi nem % 90'ın üzerine çıkar.
    İlin iç kısımlarında yazlar daha serin, kışlar daha soğuk geçer. Çünkü kıyıya paralel olarak uzanan dağlar, ılık havanın içeriye girmesine engel olur. Kıyıdan içeriye, ovadan dağların yüksek bölümlerine doğru gidildikçe Akdeniz iklimi etkisini kaybeder; burada kara iklim hissedilir.
    Rüzgarlar kışın kuzey-kuzeydoğudan, yazın güney-güneybatıdan eser. Kuru bir rüzgar olan Poyraz soğuk hava, Lodos ise ılımanlık ve bol yağış getirir.
    Toros dağları Akdeniz'den gelen rüzgarları içeriye bırakmadığı için, denize bakan yamaçlar ormanlarla kaplıdır. Ormanlar ilin genel alanının % 49'unu kaplarlar. Kozan, Karaisalı ve Saimbeyli ilçelerinin dışında en zengin orman bölgesi Pozantı ilçesi Karsantı bucağıdır.

    4.3.2.4. Kentin Mekan Karakteristikleri
    Adana'da ilk yerleşme Tepebağ'da olmuştur ve kent bu alanda sürekli yeniden inşa edilerek gelişmeye devam etmiştir. Gelişim genelde güneye doğru olmuştur ve Tepebağ'dan sonra Kayalıbağ, Ulucami, Karasoku, Alidede, Sarıyakup ve Türkocağı gibi yeni mahalleler kurulmuştur.
    19.yy. sonu ve 20. yy. başında Seyhan Nehri kıyılarında görkemli konakların inşa edildiği görülmektedir. Kentin tarihi merkezinde ise dar ve kıvrımlı sokaklar yer almakta; sık sık yön değiştiren ve dirsekler oluşturan bu sokakların genişlikleri de sürekli farklılaşmaktadır. Dar sokaklar üzerinde oldukça küçük parsellere inşa edilmiş olan geleneksel konutların üst katlarındaki çıkmalar, çevre ile görsel ilişkileri arttırmakta; konutların iç mekanlarındaki kullanım alanı genişlerken, sokak cepheleri de hareketlenmektedir.
    Konutlar genelde serin esen rüzgarı alabilecek şekilde, iki yöne açık olarak konumlanmakta ve büyük çoğunluğunda avlu bulunmaktadır. İç mekanların bu gölgeli, küçük avlulara yöneltilmesiyle doğayla iç içe olması sağlanmıştır.
    Konutlar önde avlu ve bahçe duvarıyla, giriş tarafında ise dar ve çıkmaz sokaklarla birbirlerinden ayrılmışlardır. Sokaklar ancak bir atarabasının geçebileceği genişliktedir. Dar sokakların iki yanında yeralan konutlar; birbirlerine gölge yapıp yazları yapı yüzeyini sıcaktan korudukları gibi, sokağı serinleterek insanların yürümesi için sokaktaki termal konforu da sağlamaktadırlar.
    Eski ve geleneksel yerleşim bölgeleri bu şekilde konumlanırken; ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelere paralel olarak günümüz yapıları, farklı bir şekilde yerleşim gösterir. Yeni yerleşim bölgesi, geleneksel yapı bölgesi,nin hemen çevresinden başlayarak hızlı bir büyüme göstermiştir. Şehrin genelde kuzeybatı yönüne doğru geliştiği görülür. Güneyde tarım toprakları olduğundan yerleşim daha az olmuştur.
    Gelişmeye açık yerleşim bölgesinde ızgara sistemi şeklinde oluşan büyük adalar ve geniş sokaklar farklı bir karakter oluşturmaktadır.
    Bu yapılaşmaların çoğunun tüm parseli kapladığı görülmektedir. Cadde boyunca dizilen konutlarda, yönlenmeye dikkat edilmediği saptanmıştır. Cephelerin yaz mevsimi boyunca istenmeyen güneş ışınlarına açık olduğu görülmektedir.
    Yeni kurulan mahallelerde sokakların lineer bir yapıda olduğu saptanmıştır. Cadde ve sokakların oldukça geniş olduğu görülür. Bu geniş caddelerde, oldukça düzensiz bir imar durumu da mevcuttur. Birbirinden farklı yükseklikte olan binalar, çok fazla karmaşık bir görünüm yaratmaktadır. İstanbul, İzmir veya herhangi bir ilimizde de rastlayabileceğimiz bu binalar, kente kimlik kazandırmaktan bir hayli uzaktır.

    4.2.2.5.Kentlinin Yaşam Biçimi ve Kalitesi
    İlin başlıca geçim kaynakları tarım ürünleri ve hayvancılıktır. Tarıma ilin ovalık bölümünde, hayvancılığa ise dağlık bölgelerde daha çok yer verilir. Halkın bir kısmı geçimlerini ormanda işçilik yaparak kazanırlar. dağ köylerinde kazançları az olan bir kısım halk, pamuğun çapa ve hasadında Çukurova'ya çalıtmaya inerler.
    Önceleri bölgede çok yaygın ve gelişmiş olan el sanatları, 20.yy. da teknolojinin gelişmesi ile eski önemini kaybetmeye başlamıştır. Bununla birlikte köy ve ilçe merkezlerinde dokumacılık, küçük el sanatları ile uğraşanlar bulunmaktadır. Köy ve ilçe merkezlerinde bazen ev dokumacılığı (halı, kilim, çul, çuval gibi), bazen de birlik kooperatif yoluyla ticari anlamda dokumacılık yapılmaktadır. Sandık, dolap, ekmek tahtası, oklava gibi tahta işlerine de köylerde az da olsa rastlanmaktadır.
    Şehir merkezinde ise geleneksel el sanatlarından geçim kapısı olarak görülebilen işler bugün de sürdürülmektedir. Sıvacılık, semercilik, döşemecilik gibi meslekler bugün de yaşamaktadır.
    Bunların dışında;
    · Cam işçiliği
    · Dokuma,örgü, çorap, önlük,şalvar üreten el sanatları işçiliği (Bugün de giyildiğinden sürdürülmektedir)
    · Mobilya işçiliği
    · Avcılık ve balıkçılık
    da Adana'nın az da olsa yaşam biçimini etkilemektedir.
    Ekonomik, sosyal ve coğrafi özellikler Adana yöresinin giyim özelliklerini dağlık bölge ve ova olmak üzere iki kısma ayırmayı zorunlu kılmıştır. İklim özelliği bu zorunluluğu oldukça fazla etkiler. Dağlık bölgeler daha soğuk olduğundan, giyim biçimleri ona göre şekillenmiştir. Adana yöresinin giysileri, erkek ve kadında; başlık, giysi ve aksesuar olarak sınıflandırılmıştır.
    Adana'da bugüne kadar kentsel doku büyük ölçüde bozulmuş ve yıpranmıştır. Sivil mimarinin en iyi örneklerinin bulunduğu yapılar bakımsız kalmıştır. Adana eski mimarisi taşra karakteri taşımaktadır ve çok değişik kültür etkilerinin altında kalmıştır. Eski yapılar incelendiğinde, direklerle sağlanan gölgeler, damlar, saçak ve konsollar, kalın duvarları ile Osmanlı Mimarisi'nin etkileri görülmektedir.
    İlin şehir ve kasabalarında daha çok kargir-betonarme evler bulunmaktadır. Köylerde kargir, kerpiç, taş ve az olarak da saz evleri ile karaçadır vardır. Taş evler yığma biçiminde yapılmıştır. Orman içi köylerinde de ahşap evler rastlanmaktadır. Karaçadır ise göçebelerde görülmektedir. Ayrıca, pamuk ekim ve hasat döneminde Çukurova'ya çok sayıda işçi gelir ve bunlar ilkel biçimde çadırlarda yaşamlarını sürdürürler.
    Adana kentinin yaşam kalitesi hiçbirzaman büyükşehirlerle kıyaslanamaz. Hernekadar teknolojini getirdiği bazı koşullara uymuş gibi görünse de kent; geleneksel yaşam biçiminden (giyiminden yemeğine kadar) ve geleneklerinden çok fazla taviz vermemiştir. Herkes aynı seviyede olma çabası içinde değildir. Göçebeler göçebe hayatından, köydekiler köy yaşantısından, kenttekiler de kendi yaşam tarzından mutlu olmaya çalışmaktadırlar. Teknolojinin gelişi Adana'nın gelenekselliğini ve yaşam tarzını bozamadığından dolayı da kent kimliği olgusunda tam bir kayıp söz konusu değildir.

    4.2.2.6. Kent-Doğa Bütünlüğü
    Adana, Akdeniz kıyı şeridindeki arkeolojik değerlere yakınlığı açısından avantajlı bir ildir. İskenderun'dan Antalya'ya kadar uzanan sahil şeridi; arkeolojik değerler, eski eserler, deniz, güneş, kum ve iklim açısından çok zengindir.
    Adana'nın iç ve dış turizm açısından zengin, doğal ögeleri vardır. Palmiye, okaliptus, mimoza ağaçlarıyla süslü caddeleri, yazlık çay bahçeleri ve parklarıyla güneyin en dikkate değer kentlerinden biridir. Seyhan Baraj Gölü ve çevresi, Sarıçam Koruluğu tatil günlerinde halkın piknik yapmak üzere tercih ettikleri yerlerin başında gelmektedir. Bölgede yazlar çok sıcak geçtiğinden; halkın bir kısmı serinlemek için, doğal güzellikler açısından çok zengin olan Toroslar'daki yaylalara giderler.
    Akdeniz kıyılarında yılın yarısı gökyüzü bulutsuz, güneş pırıl pırıldır. Hemen her mevsim denize girilebilir. İlin Akdeniz kıyısındaki Karataş ve Ayas ilçe plajları; ince kumu, ılık ve mavi denizi,modern tesisleriyle gün geçtikçe güzelleşmektedir.
    Kıyıdan Toroslar'ın yamaçlarına çıkan turist, kendisini bambaşka bir ortamda bulur. Burada iklim ve doğa güzellikleri apayrıdır. Toroslar'ın zirvelerinde; insanın çıkamadığı sarp ve kayalık tepelerinde alageyikler, dağ keçileri dolaşır. Yemyeşil ormanları, güzel manzaraları, çavlanları ve av hayvanları ile Toroslar hakikaten güzeldir.
    Toros Dağları'nda hemen hemen her yer doğal güzelliklerle bezenmiştir. Çam ormanları ve yalçın dağların yeraldığı Kapıs'ta, Çakıt Irmağı birdenbire bir dağın ardında kaybolup çıkar. Yine Karaisalı'da 800 m. derinlikte aşınım neticesi meydana gelen Yerköprü, Tufanbeyli'nin Çürükkalesi sarkıt ve dikitleriyle; Çukurkışla, Pekmezli ile Pınarlar köylerindeki yeraltı mağaraları görülmeye değer yerler arasındadır.
    Bunun dışında;
    a. Kadirli Milli Parkı
    b. Seyhan Irmağı kıyıları
    c. Baraj Gölü ve çevresi
    d. Regülatör
    e. Kurttepe
    f. Bağlar
    Adana'nın kent-doğa bütünlüğüne katkısı olan en önemli mesire yerleridir.

    4.2.2.7. Kentin Sosyo-Ekonomik Yapısı
    A) Demografik Yapı
    1927 yılında Adana ilinin toplam nüfusu 327.735 iken; özellikle 1940 ve 50'li yıllardan sonra önemli ölçüde artışlar olmuştur. 1985 yılına kadar geçen 58 yıllık süre içersinde ilin nüfusu 7 kat, kent nüfusu ise 14 kat artış göstermiştir. ildeki tarımsal gelişme (sulama, makineleşme vb.), pamuk ekim alanlarının yayılması ve 1960 yıllarından itibaren önem kazanan tarıma dayalı sanayileşme; özellikle doğu ve güneydoğu illerinden göçler, kentin sosyal ve nüfus yapısında gelişmelere neden olmuştur. İl nüfusunda son yıllarda gözlenen bu gelişmelerde en büyük payı tarım ve buna dayalı sanayileşme yaratmıştır. Kentin tarıma elverişli topraklara sahip olması ve bununla bağlantılı olarak kurulan gıda ve tekstil fabrikaları; nüfusun büyük bölümüne istihdam alanları yaratarak, en çok işçi çalıştıran illerin başında yeralmaktadır.
    Nüfustaki bu gelişmenin;
    · Hızlı göç
    · Mevsimlik itçi
    · Sağlıksız kentleşme
    · Konut açığı
    vb. sorunları birlikte getirdiği de bir gerçektir.
    1990 yılında 1.549.233 olan kent nüfusu; %o 11.61 lik bir artış oranı göstererek, 1997 yılında 1.682.483'e ulaşmıştır. Kent nüfusundaki bu gelişmelerde hızlı sanayileşmenin yanında başka etkenler de bulunmaktadır.
    a) 1954 yılında baraj gölünün oluşturulması ile istimlak edilen köyler halkının Adana'ya göç etmesi,
    b) 1973 yılında Çukurova Üniversitesi'nin açılışı,
    c) 1975 yılında E-5 karayolunun kullanıma açılması,
    d) 1985 yılında Dünya Bankası'nın finanse ettiği "Çukurova Kentsel Gelişim Projesi" nin uygulamaya konması ve buna bağlı olarak Adana-Ceyhan karayolu üzerindeki Misis yakınlarında Adana Organize Sanayi Bölgesi'nin yapılması,
    e) Yumurtalık Serbest Bölgesinin faaliyetlerinin başlaması ve BOTAŞ'ın(Petrol Boru Hattı) faaliyet göstermesi,
    f) Bölgede planlanan, yapılan ve devreye giren barajların bulunması,
    g) GAP Projesinin devreye girmesi ile Çukuröva Bölgesi'nde yapımına başlanılan destekleyici tarım ve sanayi faaliyetlerinin oluşması
    h) Mersin Serbest Bölgesi'nin hizmete açılması.
    İlin nüfusu heryere eşit olarak dağılmıştır. Bazı yerler kalabalık, bazı yerler ise çok tenhadır. Toros dağlarının yüksek ve meyilli yerleri ile ekime elverişli olmayan alanlarda nüfus çok azdır. Yazın yemyeşil olan yüksek dağ tepelerini, sürülerini otlatan kona-göçerler şekillendirir. Çukurova'da ise nüfus yoğunluğu çok sıktır (450kişi/km²).
    B) Sosyal Yaşam
    Kentin en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olmasına rağmen, bol ve çeşitli başka geçim kaynaklarına da sahiptir. Halkın önemli bir ftçilik, küçük el sanatları, ticaret ve serbest meslekle geçimini sağlarlar. Devlet dairelerinde, fabrikalarda vb. geçimini sağlayanlar da mevcuttur.
    Halkın bir kısmı tarımın bir kolu olan sebze ve meyvacılıkla geçinirler. Şehrin çevresinde bahçecilikle uğraşan halk, en fazla turunçgiller ve turfanda sebze yetiştirir.
    Adana yöresinin zengin bir mutfağı bulunmaktadır. Mutfağın bu kadar zengin olmasının nedeni, çeşitli kültürlerin etkisinde kalması ve onların yemekleri ile kendi yemeklerini damak zevkine uygun olarak birleştirmesidir. Adana yemeklerinin en büyük özelliği; un, bulgur, et, sebze ve çeşitli baharatların kullanılmasıdır. Aynı zamanda süt, yoğurt, peynir, çökelek de bol miktarda kullanılmaktadır. Genellikle etli yemekler sebze ile birleştirilerek kullanılır.
    Adana folklor açısından zengin bir şehirdir. Bunu halkın düğün, nişan, doğum, ölüm gibi hertürlü yaşantısında kolayca görebiliriz. Kent halkı gelenek ve göreneklerine bağlıdır. Özellikle olayları yorumlamakta kullanılan deyim ve atasözleri, yerl konuşma tarzları, giyimleri, yerl yemekleri gibi birçok özellikleri ile Adanalılar törelerini yaşatırlar.
    C) Ekonomi-Sanayi
    Adana ilinde 17 ilçeye bağlı 718 köyde, 103.230 çiftçi ailesi tarımla uğraşmaktadır. Buna ilave olarak yaz aylarında sayıları 200.000'I bulan tarım işçisi de doğu illerinden gelerek Adana'daki yoğun tarımsal faaliyete yardımcı olmaktadır.
    Türkiye'de hedeflenen buğday tohumluğunun %6'sı, pamuk tohumluğunun %30'u, mısır tohumluğunun %55'I ve soya tohumluğunun %77'si Adana ilinde üretilmektedir.
    Kentte son yıllarda meyvecilik te gelişme göstermiştir. Narenciyeye ilave olarak; özellikle şeftali, kiraz, erik ve bağ tesislerinde önemli artışlar görülmüştür. İlde her yıl 50.000 dolayında çeşitli meyva fidanı kullanılmaktadır.
    Adana ilinde son yıllarda büyük baş hayvan sayılarında önemli bir değişiklik olmamakla beraber, kalitede bir değişme gözlenmektedir. Çok sayıda hayvan veren az yıda, yüksek verimli hayvan yetiştirme yoluna gidilmektedir. 1987-90 döneminde Adana iline dış ülkelerden 628 baş süt ineği ithal edilerek, 128 yetiştiriciye dağıtılmıştır.
    Cumhuriyet döneminden önce Adana sanayiinde belirgin bir faaliyete rastlamak mümkün değildir. Tüm yurtta olduğu gibi kentte de sanayinin gelişmesi Cumhuriyetin ilanından sonra özellikle 1950'li yıllardan sonra hız kazanmıştır. 1924 yılında Adana'da;
    · 2 iplik ve dokuma fabrikası
    · 3 un değirmeni
    · 8 çırçır ve prese fabrikası
    · 4 matbaa
    · 44 fırın
    · 7 masra olduğu gözlenmektedir.
    1956 yılında ise;
    · 7 iplik ve dokuma (ikisi basma tesisine sahip)
    · 7 bitkisel yağ
    · 3 un
    · 11 çimento
    · 49 çırçır ve prese
    · 2 tuğla ve kremit
    · 1 asbestli levha
    fabrikası ile 4 sabun imalathanesinin olduğu görülmektedir.
    İlde büyük çapta fabrika kurmak için gereken sermaye vardır. Adana merkezinde bulunan fabrikaların %97'si özel kişilere veya bunların meydana getirdikleri ortaklıklara aittir. Adana'da son yıllarda endüstrinin hızla gelişmwsinin diğer bir nedeni de elektriğin ucuza sağlanmasıdır. Adana'da Seyhan Hidro-Elektrik santralinin açılmasından sonra yeni yeni fabrikalar ve atölyeler kurulmuştur.
    İlin ikinci derecedeki endüstri merkezleri Ceyhan ve Osmaniye'dir. Buralarda çırçır ve prese fabrikaları ile küçük çapta atölyeler bulunur.
    Adana merkezindeki Bossa, Güney Sanayii ve Paktaş yurt çapında ün kazanmış dokuma fabrikalarıdır. Kentte gün geçtikçe gelişen bir kol da plastik eşyaların yapımıdır. Özellikle yapı işlerinde kullanılan boru, çinko, ip ve çuval yapılmakta; çevrede satılmaktadır.
    Besin endüstrisi Adana'da ileri durumdadır. Merkezde büyük yağ, un ve çeltik fabrikaları bulunur. Kentte sanayi çok yönlü gelişmektedir. Büyük fabrikaların etrafına büyük atölyeler ve iş yerleri kurulmaktadır. Adana merkezinde demir-döküm işleri, tarım araçları yapımı, kimya ve kauçuk, buz, matbaacılık, yapı malzemeleri ve ağaç işleri yapımı ilerleyen sanayinin bir göstergesidir.

    4.2.2.8. Kentin Biçimsel ve Görsel Karakteristikleri
    Adana kentinin biçimsel kimliği, sokak dokusu üzerine yönlenmiştir. Kentin yeni olutum bölgeleri de geleneksel kent dokusunda mevcut bulunan sokak biçimlenitlerinden etkilenmiştir.
    Kentin en eski yerleşim merkezlerinde; genelde dar ve eğimli olan sokakların düzensiz bir biçimlenişe sahip olduğu, yer yer genişleyerek meydancıklar oluşturan bu sokakların büyük bir çoğunluğunu çıkmazların meydana getirdiği görülmektedir.
    Yeni yerletim bölgelerinde ise sokak dokusunu hissetmemize rağmen;
    · Geniş sokaklar olması
    · Binaların birbirini gölgeleyememesi
    · Yüksek binaların daha çok olması
    · İç mekan ve sokaklarda hava hareketinin etkisini kaybetmesi
    gibi nedenlerle, geleneksel dokudaki sokak dokusu tarzı yaşanmamaktadır.
    Adana'nın görsel karakteristiklerini, kentin belirli odak noktalarında bulunan ögeler oluşturmaktadır. Bu görsel yapı ya da alanlar; Adana'nın bugünkü oluşumuna katkıda bulunduğu gibi, kimlik belirleyicisi olarak da kent içinde rol oynarlar. Bunların başlıcalarını sıralayacak olursak:
    1) Tarihi Adana Garı
    2) Atatürk Evi (Müze haline getirilmittir.
    3) Tarihi Tatköprü
    4) Ulucami
    5) Adan Çarşı Hamamı
    6) Yılankale
    7) Şehitlik
    8) Misis Köprüsü (Yüreğir)
    9) Adana Şehir Stadı
    10) Ziya Paşa Parkı (Seyhan)
    olmak üzere çeşitli tip ve boyutta elemanlarla karşılaşırız. Bu odak noktaları, kentin her noktasından rahatça tarifedilebilecek ya da buluşma noktası olabilecek kadar özeldir.
    Günümüz kentlerinde gördüğümüz, reklam ögeleri, oturma elemanları, telefon kabinleri vb. kentin görsel yönünü oluşturanlara ise Adana'da sadece yeni kent dokusunda sıkça rastlanmaktadır.

    4.2.2.9. Kentsel Altyapı
    A)Kullanma Suyu
    Kent, kurulduğundan bu yana içme ve kullanma suyu gereksinimini, yeraltı su kaynaklarından sağlamaktadır. Doğu, batı, güney yerleşim alanı sınırlarından başlayarak kzey,2de 50.000 m. kot çizgisine kadar zengin bir yeraltı su potansiyeli vardır. Şehir konutsal yerleşimi için içme ve kullanma suyu 1989 yılına kadar ortalama 50-125 m. derinlikte açılmış, 84 adet derin kuyudan sağlanmaktadır.
    Yerleşim alanı içersinde bulunan endüstriyel kuruluşlar, kullanma suyu gereksinimini kendi olanakları ile açtırdıkları derin kuyulardan elde etmektedir. Herhangi bir arıtma yapılmamakla birlikte, kuyu çıkış noktalarına klor verilmek suretiyle gerekli ve yeterli arınma sağlanmaktadır.
    B) Atık Su
    Adana kentinin Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yaşama düzeni bağımsız tek veya iki katlı bahçeli evler şeklinde idi. Çok katlı şehirsel yaşayış biçimine geçinceye kadar, evsel atık sular fosseptiklerle çözümlenmekteydi. Şehir merkezinden kenar semtlere gidildikçe bu sistem hela çukurlarına dönüşmektedir.
    Çok katlı evler biçimi geliştikçe, cadde ve sokaklar oluştukça modern kanalizasyon sistemine ihtiyaç duyulmuştur. 1930'lu yıllarda başlatılan kanalizasyon sistemi için boşalma noktası Seyhan nehri ve DSİ tarafından açılmış drenaj kanallarıdır. Bu sistem, konutsal yerleşim alanları genişledikçe çevrede kirliliği arttırmaya ve insanlara zarar vermeye başlamıştır. Bu türde inşa edilmiş sistem, aynı zamanda yağmur sularını da boşaltmaktadır.
    80 mahallede toplam 3000 km. şebeke mevcut olup; bunun 105 km. si ASKİ tarafından inşa edilmiştir.
    C) Elektrik
    Adana'da enerjiyi üretmekle Çukurova Elektrik A.Ş. , enerjiyi dağıtmakla ise TEK Adana Elektrik Dağıtım Müessesesi yükümlüdür.
    TEK Adana Elektrik Dağıtım Müessesesi, İl merkezinde müdürlüğe bağlı 17 ilçe ve 11 kasabada olmak üzere toplam 34 işletme şefliği olarak hizmet vermektedir.
    Çukurova Elektrik A.Ş.'nin işletmede bulunan santrallerinin toplam kurulu gücü 298 MW'dir. Bunun 106 MW'lik kısmı termik santralının, 192 MW'lik kısmı ise 4 adet hidrolik santralının kurulu gücüdür. Bu tesislerin yıllık ortalama üretim kapasitesi, 1532 milyon Kwh'dır. Mevcut durumda Adana'da elektriksiz köy bulunmamaktadır.
    D) Sosyal Altyapı
    Adana'da 1885 yılında kurulan Devlet Hastanesiyle birlikte günümüz itibariyle 10 devlet hastanesi mevcuttur. 1982 yılında il sosyalleştirme kapsamına alınmıltur. İl, ilçe, bucak ve köylerde 113 Sağlık Ocağı ve bunlara bağlı 838 Sağlık Evinde hizmet yürütülmektedir.
    Adana Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Sağlık ve Çevre Sağlığı Müdürlüğü ile Gıda ve Su kontrolü labaratuarı çalışmaktadır. Diğer ilçe, bucak ve köylerdeki belediyelerin bünyesinde sağlıkj kurumu ve sağlık personeli olmadığından, buradaki sağlık hizmetleri o bölgenin sağlık ocağı tabibliklerince yürütülmektedir.
    İlde 5 özel hastane bulunmaktadır. 1990 yılı itibariyle bunların toplam kapasiteleri 195 olup, fiili kapasiteleri 130'dur. Poliklinikte tedevi olan hasta sayısı 218.505 ve yatan hasta sayısı 28.809'dur.
    İl'de sosyal hizmetlere yönelik faaliyetler, İl sosyal Hizmet Müdürlüğü ve bu müdürlüğe bağlı kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. Yetiştirme yurtları, çocuk yuvaları, kreş ve gündüz bakımevleri ile çocuk kulüpleri bu kapsam altında faaliyetlerini sürdürmektedir.
    Son yıllarda hızlanan nüfus artışı nedeniyle Türkiye genelinde görülen konut açığı Adana'da da vardır. İlin hem sanayi hem de tarım bölgesi olmasının hızlandırdığı göç ve beraberinde getirdiği nüfus artışı da konut ihtiyacını daha da fazlalaştırmıştır. Yılda yapılması gereken konut sayısı hızla artmakta olup; yapılanlardan ancak 1/3 ü ruhsatlı konutlar olarak yapılmakta, konut açığı gecekondularla karşılanmaktadır.
    E) Ulaşım
    Adana'dan yurdun en uzak kötelerine kolayca gidilir. Çünkü Adana tehri; kara, hava ve deniz yoluyla birçok il merkezlerine bağlanmıştır.
    Kent, İç Anadolu'yu Akdeniz kıyılarına bağlayan Devlet karayolları üzerindedir. İç Anadolu'dan Çukurova'ya inen karayolu, ToroslaR2ın tek geçiti Külek Boğazı'ndan geçer. Bu yoılun çok dar olması trafik akımını güçleştirmektedir. Bu durumu önlemek için Çamalan yaylasından başlayıp Gülek, Tekir ve Bürücekyaylasından geçerek Pozantı'ya ulaşan yeni bir yol yapılmışitır. Toros dağlarını aşan taşıtlar, Tarsus yakınlarında Adana il hududuna girerler. Bu devlet yolu Adana'dan geçerek Gaziantep'e girer. Güneydoğu Anadolu'dan Ortadoğu ülkelerine uzanır. Diğer bir devlet karayolu da Kayseri'den gelerek Akdeniz kıyılarına ulaşır. Kuzeyden il sınırlarına giren bu yol Tufanbeyli'yi Karataş'a bağlar.
    Adana kenti, İstanbul-Bağdat demiryolu hattı üzerindedir. Demiryolu Pozantı'da il sınırlarına girer. Çakıt vadisinden geçerek Çukurova'ya ulaşır. Hat Adana'dan geçerek Gaziantep'e uzanır.
    Adana il sınırları içinde uluslararası petrol ve yük taşımacılığına açık Botaş Limanı ve Toros Gübre Fabrikaları Limanı il yöre balıkçılarına hizmet veren Karataş Balıkçı Barınağı yeralmaktadır. Bu limanlardan yüklenen genel kargo ve akaryakıt, kara nakil vasıtalarıyla ülkenin çeşitli yerlerine taşınmaktadır. Bu nedenle karayolu trafiği yoğundur. Bu limanlara gelip giden gemiler nedeniyle de yoğun bir deniz trafiği da mevcuttur. Adana merkezinde iki büyük havaalanı vardır. İncirlik havalimanı şehirden 14 km. uzaklıktadır. Yalnız askeri uçaklara açıktır. Adana havaalanı, uluslararası uçak seferlerinin yapıldığı bir hava limanıdır. Ankara-İstanbul ve Adana arasında haftanın hergünü sefer vardır. Buradan gelen uçaklar ise yurtdışına Adana aktarmalı olarak devam ederler.

    4.3.2.10. Kentin Tipolojik Özellikleri
    Kentin tipolojik özelliklerini,geleneksel yerleşim bölgelerinde belirlediğimiz doku ve konut örnekleri üzerinde incelediğimizde, küçük yapı adaları ve küçük parsellerden oluşan mahalelerde belirlediğimiz özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
    A. Sokaklar;
    · Dar
    · Dik açısallıktan uzak
    · Eğrisel
    · Güney-kuzey, güneybatı-kuzeydoğu yönlerinde
    · Çıkmaz sokaklara sahip
    · Hareketli
    B. Konut Tipleri;
    a) Ovalık Bölüm
    · Genellikle kerpiç
    · Az miktarda sazdan yapılmış (Hu)
    · 1 ya da 2 katlı
    · Tek katlı olanlar karşılıklı iki odalı
    · 2 katlı olanlarda karşılıklı iki odalı ve önü tahta sofalı
    · Çatılar düz ve toprak örtülü
    · Pencereler camlı ve dışları tahta kapaklı
    olarak tasarlanmıştır.
    b) Dağlık Bölüm
    · Taştan yapılmış
    · Tek katlı
    · İçi sıvasız
    · Yan yana iki oda
    · Pencereler camsız ve taka denilen tahta kapaklar
    şeklinde tasarlanmıştır.
    c) Ormanlık Bölüm
    · Ahşap evler
    ve onların taşıdığı özellikteki konutlara rastlanmaktadır.
    Genellikle kent merkezinde görülen kagir evler ise; iki katlı olup, zemin katında ahır ve ambar, üst katında ise birkaç oda bulunmaktadır. Konutlar genelde serin esen rüzgarları alabilecek şekilde iki yöne açık olarak konumlanmakta; büyük çoğunluğunda bir avlu bulunmaktadır. İç mekanların; bu gölgeli, küçük avluluara yöneltilmesiyle doğayla içiçe olması sağlanmıştır. Ulucami Mhallesine doğru gidildikçe, konutların 2-3 katlı olduğu ve yazlıklı-balkonlu olarak inşa edildiği göze çarpmaktadır.

    4.2.3. Kütahya Geleneksel Kent Örneği
    Tarih boyunca pekçok uygarlığın hüküm sürdüğü , çeşitli savaş ve tarihi olaylara sahne olduğu bilinen Kütahya; geleneksel kent örnekleri içerisinde sivil mimari örneklerinin pekçok yerleşime oranla bol bulunduğu ve bunları koruma çabasını daha çok hissettiğimiz bir İç Batı Anadolu kentimizdir.
    Kütahya ve çevresi, gerek fiziki coğrafya şartları gerekse beşeri ve iktisadi coğrafya şartları bakımından Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgeleri arasında bir geçiş teşkil eder. Bu üç bölgeden birine doğrudan bağlanamayacağı gibi, bunlardan ayrı olarak da düşünülemez.
    İl kuzeyden Bilecik ve Bursa, batıdan Balıkesir ve Manisa, güneyden Uşak, doğudan ise Afyon ve Eskişehir ile sınırlanmıştır.

    4.2.4. Kütahya Kent Kimliği Belirleyicileri
    Kütahya'da yerletmenin geleneksel rahatlığını kaybetmemek için, mimari mirası korunmasında büyük çaba gösterilmektedir. Son yılların yeni yerleşmeleri, sanayinin getirdiği yeni konut alanları ihtiyacı, eski çekirdeğin dışına kaydırılmıştır. Böylece, demiryolu-azot fabrikası-askeri tesisler-Yellice sırtları arasında sıkışmış olan yerleşme; nefes alabilmek için, bu sınırlara dayanana kadar eski çekirdeğin dışına doğru yönlendirilmiştir. Bu durum Anadolu'daki tarihi kentlerimize güzel bir örnek olarak gösterilebilir. Bu gelişme sonucunda, son yıllarda bayındırlık alanında önemli gelişmeler kaydeden Kütahya'da mimari miras oldukça iyi b,ç,mde korunabilmiştir. Anıtlar, konutlar ve eski mahallelerin ahşap-kerpiç karışımı, kiremitli evleri ile eski çekirdeği, çarşı bölgesiyle ve çeşmeleriyle yatayabilmek Kütahya'da hala mümkündür.

    4.2.4.1. Kentin Tarihçesi
    Anadolu'nun eski şehirlerinden birisi olan Kütahya'nın kuruluş tarihini tesbit etmek mümkün olmamaktadır. Ancak antik kaynaklar bu şehri Esop'un doğduğu memleket diye bildirirler ki, bu taktirde kentin M.Ö. 6. yy. da mevcut olması gerekmektedir. Şehrin ismi eski kaynaklarda Kotiaeion, Kotiaion, Cotyaeium, Cotyaeum ve Cotyaium şeklinde geçmektedir. Strabon, Frigya Epiktetos'un bire şehri gibi zikretmekte ve şehrin adının Kotys'in şehri anlamına gelen Kotiaion olduğunu belirtmektedir. Birçok yolların kavşak noktasında ve bugünkü şehre hakim tepede kurulduğu kabul olunan Kotiaion'un ilk devirlerine ait hemen hiçbir arkeolojik eser kalmamıştır. Kütahya'da ilk siyasi hareketi Frikler kurmuştur. Frikler'in hakimiyeti M.Ö. 546 yılında Pers kralı Kyros'un hemen bütün Anadolu ile birlikte Kütahya'yı da almasına kadar devam etmiştir.
    M.Ö. 333 yılında Makedonya kralı Büyük İskender tarafından Persler'in elinden alınan Kütahya, bu büyük hükümdarın ölümünden sonra imparatorluğun parçalanması üzerine kumandanlardan Antigonos idaresine geçmiştir. M.Ö. 278'de Britanya Krallığının sınırlarına, daha sonra da Bergama Krallığının hakimiyetine giren kent; M.Ö. 133 yılında Roma İmparatorluğu'na bağlanmıştır.
    Roma İmparatorluğu'nuın ikye ayrılmasıyla (395) Doğu Roma-Bizans sınırları içine giren Kütahya, 1074 yılına kadar bu devletin yönetiminde kalşmıştır. Bizanslılar zamanında kent, bir ticaret ve piskoposluk merkezi olmuştur.
    Kent Malazgirt zaferinden sonra Anadolu Fatihi ve Türkiye Devleti'nin kurucusu, Kutalmış oğlu Süleyman Şah'ın kardeşi Melik Mansur tarafından fethedilmiş (1074); o tarihten itibaren Anadolu Selçuklu Devleti'nin bir uç şehri olarak kalmıştır. Kentin bundan sonraki tarihinin batlıca geçiş noktalarını şöyle sıralayabiliriz:
    · I. Haçlı ordularının şehre girmesiyle tekrar Bizans'ın eline geçmiş;
    · Sultan 2. Kılıç Arslan'ın bir fetih hareketiyle, şehri alması üzerine bir asır sonra tekrar Türk hakimiyetine girmiş;
    · I. Yakup Bey'in Selçuklular'dan ayrılarak, bağımsız bir beylik olan Germiyanoğullarını kurmasıyla birlikte; 1429 yılına kadar bu beyliğin başşehri olmuş;
    · II. Yakup Bey'in vasiyeti nedeniyle, ölümünden sonra Osmanlı Devleti'nin egemenliği altına geçmiş;
    · Osmanlılar'ın hakimiyeti altında bir sancak merkezi olmuştur.
    Kütahya Germiyan Oğulları zamanında tarihinin en parlak devirlerinden birisini yaşamış, iktisadi ve fikri bakımdan büyük gelişmelere sahne olmuştur. Beyliğin merkezi olması sebebiyle, Kütahya'da birçok mimari eser inşa edilmiş; şair, edip ve fikir adamları bu şehirde toplanarak eserler yazmışlardır. Kent Germiyan Oğulları devrinde her bakımdan Anadolu'nun önemli merkezlerinden birisiydi.
    Kütahya 19. yy.ın ortalarında bir defa daha Avrupa'da ve milletlerarası siyasette adı geçen bir yer oldu. 1848 ihtilalleri sonucunda başlayan Macar milli hareketi, Avusturya ve Rusya tarafından kanlı bir şekilde bastırılınca; bu hareketin liderleri Eylül 1849 tarihinde Osmanlı Devleti'ne iltica ettiler. İltica edenlerin ülkelerine geri verilmemesi, tüm Avrupa ülkelerinde takdirle karşılandı.
    Osmanlı tarihi boyunca pekçok önemli olaya tanıklık eden Kütahya, 1841'den sonra Hüdavendigar Vilayeti merkezi oldu. 1867'^de vilayet merkezi Bursa'ya alındı. 1915'te ise "müstakil sancak" haline getirildi. Kurtuluş Savaşı sırasında Çerkez Ethem olayının ortasında kalmış; 15 Ocak 1921'e kadar süren olaylarda Hükümet Kuvvetleri tarafından yağmadan kurtarılmıştır. 17 Temmuz 1921 ile 30 Ağustos 1922 arasında Yunan işgalini yaşayan kent, Büyük Taaruz'dan kurtulan ilk şehirlerden olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise vilayet merkezi olmuştur.
    Şehir, şimdi Hisar dediğimiz, Frigler zamanından kalma ve tepeyi tamamen kuşatan içiçe ik sur içinde kurulmuştu. Halen bir kısım kalıntılarını gördüğümüz kale burçları, Bizanslılar tarafından yaptırılmış, daha sonra Osmanlılar tar5afından restore edilmiştir. Çevresi 3500 m. olan Hisar kalesinin 15 er m. aralıkla 70 adet burcu vardır. Yukarı ve Aşağı kale olmak üzere iki bölüm olup; Bizanslılar zamanında kale içinde yaptırılan su hazneleri ile, tapınak ve saray olarak kullanılan şatodan bir iz kalmamıştır.

> SONRAKİ SAYFA >